2 günlük bir nefes alma için İbiza’dayım.
Havaalanından çıkar çıkmaz soluğu marinadaki Cappucino’da alıyoruz.
Tam karşımızda adanın tarihi bölümü var, hemen bir fotoğraf çekip paylaşıyorum Instagram’da.
Sedef Orman fotoğrafın altına yorum yazıyor: ‘Yanlış sezon!’.
Haklı, geçen pazar itibarıyla İbiza’da sezon kapandı, hatta adanın meşhur kulübü Pasha bile tarihinde ilk defa tadilat nedeniyle bu kış kapalı olma kararı aldı.
İbiza denince herkesin aklına gelen Blue Marlin ve Casa del Mar gibi kulüpler de, Experimental Beach Club ve Bagatelle Beach Club gibi bu yazın popüler plajları da, DC 10, Hi ve Destino gibi bu yazın favori gece kulüpleri de, ünlü şef kardeşler Ferran ve Albert Adria’nın Cirque du Soleil’in kurucusu Guy Laliberte’yle birlikte açtıkları Heart da kapandı.
Pazarı pazartesiye bağlayan gece ise DJ Solomun’la çılgın bir parti yapıldı, hatta after party’si pazartesi gecesi de devam etti.
Yıllar önce Istanbul Life dergisinin yayın yönetmeniyken her ay ünlü isimlere oturdukları semtleri anlattırıyorduk.
Ayın konuğu Elif Şafak’tı, o zamanlar Kemer Country’de oturuyordu, Mevlana sevgisiyle gündemdeydi.
O zamanki imajına uygun olduğunu düşündüğü semtleri bir bir sıralayıp, “Kemerburgaz asla olmaz, Moda, Cihangir, Beyoğlu olmalı” demişti.
O zaman hiç tanışmıyorduk, daha sonra da hiç tanışmadık.
Ama benim için verdiği cevap bir insanı tanımak için yeterliydi.
Kitlelere oynamayı tercih eden insanlardan uzak durma hakkımı kullandım, kitapları da görüşleri de ilgimi çekmedi.
TED konuşmasında yaptığı açıklamayı okuduktan sonra konuşmayı izledim, izlemeden yargılamamak için.
Elif Şafak bir yazardan çok bir politikacı ya da vaaz veren bir hoca gibi konuşuyor, sahneye son derece hakim.
1- Yeni mekanları keşfe çıkın. Bir yandan canlı müzik mekanları son hızla açılıyor, bir yandan modern meyhaneler devri başlıyor. Keşfedilecek canlı müzik mekanları People, Carbon, modern meyhaneler Rana, İKSV’nin üst katında açılacak yeni mekan… Ayrıca İzzet Çapa’nın yeni açtığı Cahide Müzikhol ve Müşkülpesent’i de en yakın zamanda görmekte fayda var.
2- Yoksa hâlâ Sakıp Sabancı Müzesi’nde Ai Weiwei sergisini gezip sergi sonrası müzedeChanga’dan boşalan yerde yeni açılan Mutfak Sanatları Akademisi’nin (MSA) yeni restoranını denemediniz mi? Restoranda uzun bir yemeğe vaktiniz yoksa da büfesinde sağlıklı seçenekleri deneyebilirsiniz.
3- “Kürk Mantolu Madonna”nın yükselişi devam ediyor. Yıllar sonra roman sadece Türkiye’de değil, çevirileriyle dünyada da çok satanlar arasında. “Kürk Mantolu Madonna”yı tiyatroda izleyin.
4- Karaköy’de galerilerin güç birliği yaptığı Juma Art’ı keşfetmekte fayda var. Pi Artworks, Galeri Nev İstanbul, artSümer ve Mixer’in sergilerini gezebilmek için...
İstiklal’e üzülmeyin, keyfini çıkarın
5-12 Kasım’a kadar şansınız var diye ertelemeyin, İstanbul Bienali’ni mutlaka gezin. Farklı semtlere farklı günler ayırın. Ömer Koç koleksiyonundan bir seçkinin
Önce Bomontiada’da “Yer misin, Yemez misin?” sloganlı ‘Yemeğini Keşfet’ vardı. Yemeklerden bile daha ilginç olan ilham verici hikâyeler dinlemiştik.
Tema cesaretti, konuşmacılar da temanın hakkını veren isimlerden seçilmişti.
‘Imaginary Feasts’in yönetmeni Anne Georget, Nazi kamplarından başlayarak savaş sırasında hayatta kalmaya çalışanların günlüklerine yemek tariflerini yazmalarını bir belgeselle anlatmıştı.
Michelin yıldızlı Türkiye kökenli ikinci şef Serkan Güzelçoban ise dünyanın ilk ve tek Michelin yıldızlı engelli restoranı Handicap’ın hikâyesini paylaşmıştı.
Geçen yıl ise ‘Yemeğini Keşfet’in mimarları, yeni ve küresel bir platformla karşımıza çıktı: Yedi.
Dünyanın yedi kıtası, İstanbul’un yedi tepesi ve “yemek yedi”den aldıkları ilhamla...
Geçen yılın teması ‘Geri ver’ idi.
“Çünkü her gün hepimiz hayatımızdan şikâyet ediyoruz, sadece Türkiye’de değil, bütün dünyada durum bu. Oysa bizden daha kötü durumda olan çok insan var. 1 milyar insan ağzına lokma koyamıyor. Çöpe atılan gıdaları kullanabilsek dünyada bir tane aç insan kalmayacak. Ben nasıl bunu tek başıma yapabileyim ki dememeli, nasıl yaparım demenin altını çiziyoruz. Biz de Yedi ile farkındalık yaratarak geri veriyoruz” diy
İstanbul Bienali, Ai Weiwei sergisi, Contemporary Istanbul ve hemen akabinde Frieze Londra derken şimdi de çağdaş sanat dünyası bir kez daha bir araya geliyor.
Londra’da Grenfell yangınında evlerini kaybeden ailelere destek olabilmek için.
Sotheby’s müzayede evi gelecek hafta Art for Grenfell (Grenfell için sanat) başlıklı bir açık artırma düzenliyor.
Açık artırmada hedef 1 milyon pound yani neredeyse 5 milyon lira toplayabilmek.
Bunun için de Antony Gormley’den Anish Kapoor’a Türkiye’deki sanat koleksiyonerlerinin en sevdiği isimler de eserlerini bağışladı.
Eserlerini bağışlayan sanatçılar arasında Tracey Emin, Wolfgang Tillmans, Mark Wallinger, Chapman kardeşler gibi başka isimler de var.
Bir başka müzayede evi Bonhams ise 25 Ekim’de Art4Grenfell adlı bir açık artırma yapacak.
Gilbert ve George, Zandra Rhodes, Alison Hunter gibi isimler eserlerini bu açık artırma için bağışladı.
Hollywood’un en ünlü yapımcısıydı.
Birçok filmiyle Oscar kazanmıştı, sayısız Hollywood yıldızına da Oscar kazandırmıştı.
Şimdi ise kendi kurduğu, kendi adını taşıyan yapım şirketinden kovuldu.
Önce yönetim kurulu istifa etti, kendisi bir süre şirket yönetiminden uzak kalacağını ve tedavi göreceğini açıkladı.
Daha sonra sular durulmayınca avukatı bile istifa etti.
Sonunda, şirketin yaşaması için tek çareye başvuruldu ve kendi kurduğu şirketten kovuldu.
İşindeki başarısızlığından dolayı değil, cinsel taciz suçlamalarından dolayı.
Geçen yıl Londra’daki sanat fuarı Frieze’i gezerken Contemporary İstanbul’un açılışında gibiydik. Koleksiyoner, galerici, sanatçı birçok tanıdık isme rastlamıştık. Hatta bir ara birbirimizle selamlaşmaktan eserlere bakamaz hale gelmiştik. Birbirimizle selamlaşma faslı bittiğinde de Stella McCartney’den David Bailey’ye kim var kim yok incelemiştik. Zaten Frieze’de galeri standları ve eserler kadar, hatta bazen daha da ilginç olan fuar ziyaretçilerinin kostümleri. Örneğin bu yıl oyuncak tavşan kostümüyle dolaşan bir kadın vardı dikkat çekenler arasında.
Bu yıl Frieze’i ön izleme yerine ilk gününde gezebildim ve doğrusu ilk defa bir fuarı sakin sakin gezebilmek ne kadar keyifliymiş anladım. Tabii bunda yanımda Sanayi 313’ün mimarı Enis Karavil’in olması da etkiliydi.
Daha içeri girer girmez kitapçıdan Tracey Emin’in Rizzoli yayınevinden çıkan kitaplarından aldık. Whitecube Galeri’de işlerinin başında duran Tracey Emin’e gidip imzalattık. Hatıra fotoğrafı çektirirken de İstanbul’dan geldiğimizi anlattık. Bunun üzerine Tracey Emin, Kıbrıs aksanıyla bizimle Türkçe sohbete başladı.
Tracey Emin’le vedalaştıktan sonra imzalı kitaplarımız elimizde fuarı gezdik. Bu yıl tam 4 standa birden
New York’tan, Londra’dan restoran ithal edip duruyoruz.
Her yerde uluslararası bir zincirin halkası karşımıza çıkıyor.
Buna rağmen artık herkes kendine özgü bir özelliği olan küçük mekânlara yöneliyor. Büyük zincirler yerine küçük yerler tercih ediliyor.
Kabul etmeliyiz, İstanbul’da yeme-içme sektöründe büyük bir gelişme var.
New York’a ya da Londra’ya her gittiğinizde uğramayı sevdiğiniz restoran da İstanbul’da bir şube açıyor.
Önce bir heves gidiyorsunuz, mümkünse herkesten önce gidip nasıl olmuş diye bir karşılaştırma yapıyorsunuz.
Mutlaka bir fikriniz olsun istiyorsunuz.
Ama yine de o mekânın müdavimi olmuyorsunuz.