Avrupa'ya erken veda. Yıllar sonra Trabzonspor'u şampiyonluğa taşıyan Abdullah Avcı'nın taraftar tepkisine feda edilmesi. Şenol Güneş'in büyük umutlarla takımın başına getirilmesi ve hayal kırıklığı ile sonlanan macera. Ve camianın "evladı" olarak kabul edilen Fatih Tekke'nin fırtınalı denizde dümene geçmesi.
Karadeniz ekibi için sezonun tesellisi olabilecek tek kulvar, Ziraat Türkiye kupası kalmıştı.
Tekke'nin öğrencileri dün mucize bir şekilde yola devam etti. Zevahiri kurtardı.
Neden mi mucize? Sezonun sonu yaklaşırken bir takımın savunmada ve ikinci bölgede hâlâ arayışta olması, yanlışların birleşkesi, yaşanan sıkıntıların ve gelinen noktanın özetidir. İşe sıfırdan başlamak gibi bir şey.
Dolayısıyla skordan bağımsız söylemem gereken; Fatih Tekke'nin yaptığı oyuncu değişiklikleri ve sonrasındaki hamlelerinin sonuçları. Büyük riskler aldı. Sahaya sürdüğü kadronun her hücresiyle oynadı. Maç içinde öyle pozisyon değişiklikleri yaptı ki, öğrencileri bile şaşkına döndü. Sonuçta, kazandığı için haklıdır elbette. Nasrettin hocanın
Transfer ve teknik direktör tercihlerindeki yanlışların bedelini ligin sıradan takımlarından biri unvanı ile ödedi Trabzonspor.
Oyuncu grubunun bu psikolojiden kurtulması kolay olmaz.
Şenol Güneş ile yolların ayrılmasından sonra sorumluluk verilen Fatih Tekke'nin ilk maçında, üstelik deplasman fobisinin konuşulduğu süreçte işe galibiyetle başlaması camiayı heyecanlandırdı kuşkusuz.
Ancak dünyanın en kariyerli teknik adamını da getirseniz, kimliğini kaybeden bir takıma bu kadar kısa sürede sınıf atlatamazsınız. Öyle olacağını düşünenler, hayal alemindedir.
Tekke'nin iki haftada içindeki etkisine gelince. Pozitif karşılığı olduğu yadsınamaz. Lakin; kriz dönemlerinde önemli olan, önce doğru teşhisi koymak ve elinizdeki imkanlarla tedaviye başlamaktır.
Fatih hoca her şeyin farkında. Dünkü kadro tercihi, maç içindeki yer değişiklikleri ve sonradan sahaya sürdükleri ile fark yaratmaya çalıştı. Hepsine doğru demem mümkün değil. Örneğin, Trabzonspor'un tek golünün sahibi ve sağ kanattaki en etkili ismi Zubkov'u çıkarması şaşırttı beni.
Han
Futbol Federasyonu ve Merkez Hakem Kurulu başkanı insanların aklıyla alay etmeye çalışıyordu ya...
Hakem atamaları yapay zeka ile yapılıyordu ya...
Anlattıkları masala göre, performans ve geçmişe dair veriler sisteme yükleniyor, o da en isabetli adayı buluyordu ya...
Kimse kusura bakmasın, “yapay zeka” dedikleri her ne ise, “geri zekalının” önde gidenidir. Değilse, Beşiktaş- Galatasaray maçına yapılan atama, 25-30 yıl öncesinin mide bulandıran girdaplarına götürür beni!
Neden mi? Yapay zekanızın biraz kafası çalışıyor olsa, derbinin hakemi Yasin Kol 10. sırada çıkardı çiçek falından.
Dolayısıyla, sezonun en kritik müsabakalarından birine onu uygun gören zihniyetin “tarafsızlığı, adaleti ve güvenirliğine” inananlar, en hafif tabirle saftır.
Elinizde o kadar FIFA hakeminiz olacak, yanlarında en az iki tane formda isim bulunacak ve o zeka, bu maç için Yasin Kol’u işaret edecek.
Haberi Anadolu Ajansı servis etti. Titiz bir araştırma ile çarpıcı sonuçlara ulaşmışlar.
Gazetem Milliyet, “2 milyar euroya 1 galibiyet” başlığı ile taşıdı manşetine.
Detayı şöyle:
“Son 6 sezonda Türkiye’yi Şampiyonlar Ligi’nde temsil eden dört büyükler tam bir hayal kırıklığı yaşattı. Galatasaray, Fenerbahçe, Beşiktaş ve Trabzonspor bu süreçte bonservis ve hak edişler dahil 2 milyar 120 milyon euro harcarken, sadece bir galibiyet buldu.”
Daha iyi anlaşılması için altını çiziyorum; bizim paramızla 80 milyar liranın karşılığı koca bir fiyasko oldu.
Hayal tacirliği yapan kulüplerimizin neden iflas noktasına geldiğini görmek için bu veriler yeter sanırım.
Karşılığı olmayan harcamalar, menajer kurnazlığı ile gerçekleşen transferler ve servet harcanan ithal teknik direktörler ne katkı yapmış futbolumuza?
Fatih Tekke’nin oyunculuğunda ve teknik direktörlüğünde açık sözlü olmasının, doğruları dile getirmesinin, yaptığı işe uzun vadede pozitif yansıdığını söyleyebiliriz.
O şimdi hayal ettiği yerde, Trabzonspor’un başında. Ancak biliyor ki ligin en özürlü, güvensiz ve sıradan takımlarından biri olan bordo-mavili ekibini dünden sıyırıp almak, yaşadığı travmadan çıkarmak kolay değil. Bir kaç oyuncudan değil, koca bir takımdan söz ediyoruz.
Tekke, Başakşehirspor maçı öncesi futbolcularına, “Top rakipte iken yapacaklarınız sonucu belirleyecek. Mücadele edin ve yardımlaşın” demiş.
Günümüz futbolunun temel prensiplerinden ikisi söyledikleri. Sezon başından bu yana o kadar çok şey eksik ve yanlış yapılmış ki, doğruyu bulmak zaman alır.
Lakin dün akşam hocasına destek veren ve ezberleri bozan bir isim vardı sahada. Arkadaşlarının hatalarını kapatmakla kalmadı, olmaz denen çok şeyi gerçeğe çevirdi.
Adı Uğurcan Çakır; Trabzonspor uzun yıllardır kaleciden yana şanslıdır. Dünkü doksan dakikayı
Merkez Hakem Kurulu Başkanı Ferhat Gündoğdu hafta içinde HT Spor’da bir programa katılmış.
İzlemedim, gazetelerden okudum.
Sonuçta Türk hakemliğinin patronu!
Ağzından çıkan her cümleye bakmak gerek.
Örneğin; “Kendisini TFF’nin önünde gören hakem arkadaşlarımız, uyarılara rağmen davranışlarını değiştirmedi” demiş.
Peki; siz ne yaptınız bu tespitinizden sonra?
8 Mart krizindeki gibi şahsınızı ortada bırakacak yöneticiler olmadığına göre, koca federasyona kafa tutan hakemleri niye kadroda barındırıyorsunuz?
Ligin 26. haftası oynanıyor. Gerek zirvede gerek alt sıralarda kıyasıya bir mücadele var. Kümede kalması mucizelere bağlı ekipler bile oyununu geliştirmeye, kısıtlı imkanlarla her rakibe kafa tutmaya çalışıyor. Örnek mi? Hatayspor.
Ya Trabzonspor? 19 takım içinde arayışını sürdüren tek takım. Neredeyse her maça farklı kadrolarla çıkıyor. Sezon başı transferlerinde istikrar yok. Devre arasında katılanlar “nereye geldik” diye soruyor. Sakatlıklar düşündürücü boyutta. Örneğin, tribünlerin gazını almak için yıllık 1.5 milyon euro ödenen Nwakaeme’yi bu takıma dahil eden ve onay verenlerin hiç mi vicdanı sızlamıyor?
Bu kadar olumsuzluktan doğru ve taraftarı memnun edici sonuç çıkar mı? Çıkmaz elbette.
Şenol Güneş hocam gönül koymasın, Trabzonspor gibi her daim iddialı olması gereken takımın yaşadığı sıkıntılardan teknik direktöre de pay düşecektir.
Belki de “kasketini” önüne koyup düşünmesinin vakti gelmiştir artık.
***
Hatayspor geçen sezondan bu yana saygı duyduğum takımlardan
Tarih 17 Haziran 2012. Türkiye Futbol Federasyonu internet sitesinde şöyle bir haber paylaşılır: “Türk hakemleri 1 yılda 54 uluslararası maç yönetti.”
Devamında şöyle denir: “7 FIFA kokartlı hakemimiz 43 maça çıkarken, 3 kadın hakemimiz 11 karşılaşma yönetti. Bunların 24’ü UEFA Şampiyonlar ligi ve Avrupa ligi maçları oldu. Cüneyt Çakır, Bülent Yıldırım, Fırat Aydınus, Hüseyin Göçek, Halis Özkahya, Tolga Özkalfa ve Yunus Yıldırım’dan oluşan FIFA kokartlı hakemlerimiz büyük başarı elde etti.”
Aradan 13 yıl geçti. Gelinen noktaya bakın.
Bugün elimizde kim var? Sadece Halil Umut Meler. Onu da dövüyor, bezdiriyor ve üzüyoruz.
Dönemin hakemleri derbi maçına çıkabilmek için kavga eder, araya torpil koyar, birbirini ezmeye çalışırken, bugün kariyer sahibi isimler “Aman benden uzak olsun” diyor.
Peki; bu ayıba kimler yol açtı, kimler getirdi onları bu hale?
Sadece performansları ve sicili tartışmalı bazı isimlerin camiaya verdikleri zarar mı?