Ben bazen kendimi keşfe çıkarım; ne olmuşum diye dönüp bir kendime bakarım. Bazen de derim ki, “Usta sen bir bana baksan, ne olmuşum ben?” Buna tıpkı arabalarda olduğu gibi 5.000 km bakımı diyorum. İlla bir arıza yapmama gerek yok, 5.000 km’de bir servise sokuyorum kendimi. Konusunda duayen danışmanlarım, mentorlarım, koçlarım ve dostlarım var. Hepsinden yaşayarak, belki de okuyarak öğrenebileceğimden çok daha fazlasını, çok daha kısa sürede danışmanlık alarak öğreniyorum. Bu satırları da kendi deneyimlerimi sizlere aktarmak için yazıyorum. Ben yaptım işe yarıyor, siz de yapın demek için.
Hayatımın her döneminde danışmanlık almaya özen gösteren insan oldum. “Bugünlere nasıl geldin?” diye sorsalar, aldığım o danışmanlıklar ve öğrenmeye olan merakım sayesinde derim. Hemen hemen her konuda “bir bilene sormak” refleksim var benim. Şimdi bende danışmanlık, koçluk, mentorluk yapıyorum. Bazen benden bu istendiği için, bazen de bildiklerimi bana yaptıkları gibi aktarmanın önemini bildiğim için…
Bir danışman ile çalışanların büyük bir bölümü danışmanlık almanın önemini çoktan kavramış durumdalar. Onları bu noktaya getiren şeyin buradan ileri götürmeyeceğini biliyorlar. Bir bölümü de var ki önemine inanıyor, danışmanlık alıyor, öğreniyor ama uygulamıyorlar. Stephen R. Covey’in dediği gibi, ‘‘Öğrenmek ve yapmamak aslında öğrenmemektir, bilmek ve yapmamak aslında bilmemektir.’’
Ender de olsa aralarında sadece fikirlerinin teyit edilmesi için ya da bunu bir sınıf atlama aracı olarak kullanmak için danışman ile çalışmayı tercih edenler de çıkıyor maalesef. John Steinbeck’in dediği gibi “hiç kimse akıl almak istemez, istedikleri sadece teyit edilmektir” sözünden yararlanarak danışmanlık yapmanın, yani insanları, sistemleri ya da kurumları dönüştürmenin ne kadar zor olduğunu gözünüzde canlandırmanızı istiyorum. Aslında konuya yalnızca danışmak, öğüt almak istemek olarak bakmamakta da yarar var, yardım istemesini bilmeyenler o kadar çok ki. Gereksiz acılar çekiyorlar. Sorunları onlara devasa gibi görünüyor oysa hemen yanlarında oturan cüce (danışman) onun çözümünü biliyor. Sorunları hala küçük iken fark etme ve çözümü güç hale gelmeden icabına bakma becerisini geliştirmek için bir koç ile, mentor ile ya da danışman ile çalışma fırsatları varken bunu yok sayıyorlar.
Yardım isteme cesareti o kadar önemli ki… Hiçbirimiz sandığımız kadar özel ve güçlü değiliz aslında. Hepimiz insanız! Benim başımdan, danışmanlık, mentorluk ya da koçluk alarak kolayca üstesinden atlatabileceğim bir sürü olay geçiyor. Yardım isteme cesaretimi toplayıp, daha da güçlenerek yoluma devam ediyorum. Bunu yapamadığım zamanlar ise ya zaman kaybı yaşıyorum ya da yaşananlar yanıma zarar olarak kalıyor.
Herkes danışmanlık alamıyor. Danışmanlık almak bir marifettir, bunu pek çokları bilmiyor. Bazıları danışmanlık alamayacak kadar ham olabiliyor ve kendileri çok akıllı sanıyorlar. Danışmanlık alabilmek için kendini aşmasını bilmek gerekiyor. Adeta Freud’cu anlamda analizini tamamlamış biri, iç çelişkileriyle cebelleşmiş biri olabilmek… Konfor alanında çıkmak ve uygulama cesaretini gösterebilmek..
Aslında bugün için yazabileceğim, gündemimde olan, içimden geçen iki konum vardı. Biri buydu; danışmanlık almanın bir marifet oluşu. Diğeri kendimi değerli, anlamlı, işe yarar ve mutlu hissetmemle ilgiliydi. Çünkü hayatımın en mutlu ve anlamlı (ikisi bir arada katman etkisi yaratmışlardı) günlerinden birini yaşamıştım. Şimdi ben bu mutluluğun tadını çıkarıyorum ve ileride yazma sözünü veriyorum size. Ama küçük bir ip ucu isterseniz belki diye ufacık bahsedeyim; yolu danışmanlık almayı ve vermeyi bilmekten, paylaşabilmekten, bildiklerini, anlattıklarını, öğrettiklerini, öğrendiklerini yapabilmekten, kendinden daha büyük bir şeyin parçası olabilmekten ve kalpten kalbe bağ kurmaktan geçiyor.