Bildiğim kadarıyla doğuda ve batıda, Bosna Müftüsü Mustafa Ceriç kadar aydınlık ve saygı gören bir Müslüman din bilgini ve görevlisi yok.
Bu asrın en ilginç Müslüman din görevlisi ve bilgini, Bosna Müslümanlarının lideri reis’ül ulema Mustafa Ceriç’tir. Böyle dini liderler tarafından yönetilen bir toplumun da herkesin saygı duyacağı bir Müslüman yaşam tarzı ve kültürü sergilemesi anlaşılır. Bunaldığımız zaman Bosna’ya gitmeliyiz; müezzinin kendi sesiyle İstanbul usulü ezan okuduğu camileri ve şehirde Osmanlı hayatının izlerinin devamını yakından görürüz. Bosna Müslümanlığı bugünkü reis’ül ulema ve vakıf idaresinin önemli katkısıyla şekillenmiştir.
Medreseler en seçkin alimleri yetiştirdi
1878 Berlin kongresi Bosna’yı Avusturya-Macaristan işgaline terk etti. Bu kolay bir işgal değildi. Bosna Müslümanları direndi, Bosna ne Avusturya imparatorluğunun ne de Macar krallığının doğrudan idaresi altında olacaktı. Müşterek işgali temsil eden vali Benjamin Kallay doğrusu Bosna Müslümanlarına meyleden bir politika izleyebildi. Ama bu, Müslüman nüfusun şikâyetlerini önlemedi. Mesela kayıtlara göre II. Abdülhamid’in 25’inci cülus yıldönümünde Bosna Müslümanlarının şenlik taleplerini Avusturya önlemişti. Bu gibi şikâyetlerin mercii ya Viyana’daki devlet-i aliyye sefaretiydi ya da ilginç bir biçimde Budapeşte’de Macarlardan himaye görerek çalışan Bosna Müslümanları komitesi.
Fatih Sultan Mehmed’in fethinden beri Bosna ülkesi yavaş yavaş Müslümanlaşmaktaydı. Ama insanlar sadece İslam’a girmekle kalmadılar. Osmanlı İslam kültürüne en büyük katkı yapanlardan biri Bosna ülkesiydi, medreseleri en seçkin alimleri yetiştirdi. Hafız gibi demir leblebi sayılan büyük İran şairinin İranlılara ve Türklere parmak ısırtacak en iyi yorumunu Bosnalı Sudi yapmıştır. 16’ncı asrın bu büyük felsefe ve edebiyat yorumcusunun eserine hâlâ başvurulur.
Pozitif ayrımcı bir rekabet yarattı
Bosna, Avusturya-Macaristan’ın 30’uncu işgal yılında bu federatif imparatorluk tarafından resmen ilhak edildi. Bosnalılar ayaklandı, Türkiye’de boykotlar yapıldı ama nihayet durum kabul edildi. Sadrazam Hilmi Paşa, Hariciye Müsteşarı Narodunghian Efendi (paşa) ve İstanbul’daki Avusturya-Macaristan sefiri Marki Pallavicini arasında ünlü İstanbul protokolü imzalandı. Dokuz maddelik bu protokole göre Berlin Kongresi’nde kararlaştırılan statü daha bir açıklığa kavuşturulacaktı; Bosna’daki Müslüman halkın dini idarelerinin ve vakıflarının statüsü tespit ediliyordu. Osmanlı ve İslam tarihinde ilk defa, Hıristiyan devletin idaresine geçen bir Müslüman toplumun din görevlilerinin tayin ve terfii halife olarak Osmanlı devletinin ilgili kurumlarına yani İstanbul’daki şeyhülislamlığa bırakılıyordu. Oradaki vakıflar için de buna benzer bir statü tespit edilmiştir. Önemi şudur: 1912’de elden çıkan Trablusgarp için de İtalya ile böyle bir benzer antlaşma imzalandı, pratikte uygulanmamasına rağmen Girit de bunun ardından geldi. İlginç bir paralellik elden çıkarak Yunanistan’a bırakılan Batı Trakya ve Ege adalarına da uygulandı. Ama buradaki Ortodoks-Helen halkın kilise ve manastırlarının idaresiyle görevli en yüksek organ Atina’daki başepiskopluk değil, Fener’deki ekümenik patrik olmuştur. Aynı statü bugün de devam ediyor. Yunanistan adaları, Batı Trakya ve Girit’in Ortodoks halkı elan Fener’deki Patrikhane’nin ruhani idaresi ve mali idari vesayeti altındadır.
Ayrıntısı ile saptanan bu yeni statü, imparatorluğun son 10 yılı kadar Türkiye Cumhuriyeti’nin geçen 90 yılını da kapsar. Ne var ki cumhuriyet devrinde Bosna Müslümanları konusunda Türkiye Cumhuriyeti laik prensipleri nedeniyle dini idareye karışmamış ve etkilememiştir. Şu kadarını da söylemek gerekir: Bosna-Hersek’teki Müslüman halk, Avusturya imparatorluk tacı ve Macar krallık tacına bağlı bürokratlar arasında pozitif ayrımcı bir rekabeti yarattı. Dönemin Osmanlı arşivi vesikalarına göre, Budapeşte’deki Müslümanların komitesi Bosna ile yakından ilgileniyordu ve Bab-ıali Bosna için sadece Viyana’daki diplomatik misyonla değil, bu komite ile de yakın ilişkideydi.
Ankara’da Boşnak mahalleleri kuruldu
Gelen raporlar Bosna’daki Müslümanlar üzerinde baskıdan söz ediyordu. Macar asıllı yönetici Benjamin Kallay’ın müspet tedbirlerine karşı bu raporlarda abartma da olabilir ama Bosna’dan göç de devam etmekteydi. Halk o zamanın Ankara gibi uzak Anadolu şehirlerinde dahi Boşnak mahalleleri kuruyordu.
İkinci problem vakıflar konusundaydı çünkü vakıf eserleri imparatorluk çapında bir ağ teşkil ediyordu. Mesela Edirne’deki Selimiye Camii’nin gelirini sağlayan bazı vakıflar bugünkü Bulgaristan ve Yunanistan topraklarındadır; İstanbul’daki bazı dükkânlar da Saraybosna’daki bir caminin vakfına aittir. Bu sorun Avusturya-Macaristan idaresi ile Müslümanlar ve Türk imparatorluğu arasında sorun çıkarıyordu.
Auschwitz’teki sözleri hâlâ unutulmadı
Reis’ül ulema teşkilatı o dönemdeki Rusya imparatorluğu veya Fransa veya Britanya kolonilerinde görülmeyecek bir özgünlük yaratmıştı. Din görevlileri İstanbul’da okuyabiliyordu. Ne var ki; 1940’lardan sonra bu durum değişti. Bosna’nın bugünkü baş müftüsü yani reis’ül ulema Mustafa Ceriç Mısır’da okumak zorunda kaldı, Türkçe bilmiyor. Ama teşkilattaki din görevlilerine Türkçe öğrenmeyi zorunlu tutuyor. Ceriç’in İngilizcesi de akıcı ve zengin. Geçen yıl şubat ayında UNESCO’nun ırkçılığa karşı komitesinin Auschwitz’e tertiplediği gezi ve kamptaki törende söyledikleri hâlâ unutulmuyor ve sık sık başka toplantılarda zikrediliyor. Benim bildiğim kadarıyla doğuda ve batıdaki çevrelerde Mustafa Ceriç kadar aydınlık ve saygı gören bir Müslüman din bilgini ve görevlisi yoktur. Onu Bosna Müslümanlığının aydınlık tarafının bir temsilcisi olarak görmek gerekir.
Mustafa Ceriç’i Bosna Müslümanlığının aydınlık tarafının bir temsilcisi olarak görmek gerekir.
Beklenen çeviri
Pazartesi akşamı Pera Müzesi önemli bir çeviri faaliyeti tanıtımının, “Kritovulos’un Tarihi”nin ev sahipliğini yaptı. İmrozlu Kritovulos, Bizans’ın Osmanlı’ya devrettiği tarihçilerdendir. 1451-1467 arasını kaleme aldı, “Istoria” adlı eserinde zor bir dil kullanır. Bu, 11’inci asrın tarihçisi Anna Komnena’nın üslubudur, klasik Yunancaya dönüş. Vakıa çevirmen Ari Çokona bu dili çok ustalıkla kullanamadığını söylese de Kritovulos, Fatih dönemi için çok önemli bir kaynak ve Yunanca bilen Fatih Sultan Mehmed’in etrafındaki tarihçi ve sanatçılardan.
Pavlos ve Aleksandra Kanellopoulos Vakfı İstanbul’daki başkonsolos Sayın Vasilis Bornovas’ın aracılığı ile Topkapı Sarayı Müzesi kütüphanesindeki tek nüshayı çevirip tıpkıbasımı ile birlikte vermek istediklerini söylediler. Ari çeviriyi yaptı. Topkapı Sarayı’nın yazma eserler bölümü Türkçe ve şark dilleri dışında daha nice dilde bu gibi yazmalara sahip. Böylelikle Kritovulos’un yeni dilde tarih talebelerinin ve uzmanların çoktandır talep ettikleri bir çevirisi basılmış oldu. Diğer Fatih devri kaynak tarihçilerinin de tamamlanması gerekir.