BİLİYORUM, benim işi değil. Ne yumurta küfesi var sırtımda, ne başbakanlık koltuğu altımda.
Olsun.
Mesele “vatan ile millet” olunca, mühim memleket meselelerine sırtımı dönemiyorum.
Düşündükçe, bir haller oluyor bana.
Sıkıntı basıyor.
Nefesim daralıyor.
Bereket iyi şeyler de oluyor arada ki, soluklanıyorum biraz.
Misal:
Oğulcan Engin, annesi Seda Sayan’ın hediyesi olan Audi R8 otomobilini satıp; babası Sinan Engin’in 200 liralık desteği ile 600 bin TL’lik Lamborghini Gallardo almış.
Ohh.
Çok sevindim.
* * *
Diğer yanda Ertuğrul Günay buyurmuş ki:
“İzmir; İstanbul, Ankara gibi çok göç almış ama İzmir’e gelenler İzmirli olamamış. Şehir o dokuyu kurmamış, kurulamamış.”
Hayret.
Sevgili bakanımız İzmir’e teşrif edeli bir ay oldu olmadı, 8 bin yıllık şehrin şifresini çözüvermiş hemen.
Ne mutlu bize!
* * *
Sonra Ajda Pekkan’ı dinliyorum, gözlerim kapalı.
Rahatlıyorum.
Hele Devlet Bakanı Egemen Bağış hakkında “Sizin için canımızı vermeye hazırız. Siz hep yanımızda olun. Allah sizi başımızdan eksik etmesin” falan dediğini anımsayıncaÖ
Kendimden geçiyorum!
* * *
İşte şimdi bir hayal âlemindeyim sanki.
Neresi bura, yoksa Cennet mi?
Tıpkı...
Şu fıkradaki gibi:
* * *
Bir Fransız, bir Alman ve bir Türk müzede “Adem ve Havva Cennet Bahçesinde” tablosuna bakıyorlarmış:
Alman, “Bedenlerinin kusursuzluğuna bakar mısınız? Adem ile Havva mutlaka Alman olmalı” demiş.
Fransız, Alman’a karşı çıkmış:ne kadar güzel, Adem ne kadar yakışıklı. Bu denli çekici olduklarına göre, hiç kuşkusuz Fransız olmalılar.
Türk, tabloyu uzun uzun izledikten sonra kararını vermiş:kesin Türk’tür. Üstte yok, başta yok, ellerinde elmadan başka yiyecek yok ama hâlâ kendilerini cennette sanıyorlar.”