Kemal Kılıçdaroğlu, 6 Nisan’daki CHP Kurultayı’nda belli ki Özgür Özel’in karşına çıkmak, Genel Başkan koltuğunu geri almak istiyor.
Kılıçdaroğlu’nun daha dün “Ben ilk genel başkanlıktan beri hiçbir zaman çıkıp “Genel başkan adayıyım” demedim sözlerine kanmayın siz.
Kemal Bey, daha önce de “Benim hiçbir yerde Cumhurbaşkanı Adayı olacağım diye bir açıklamam olmadı. Altılı Masa’da oy birliğiyle aday gösterildim” demişti.
Bitti mi derseniz bitmedi.
Kılıçdaroğlu kaybettiği Kurultay öncesinde de “Ben aday olmayacağım. Daha önce de hiç aday olmadım. Hiç dilekçe vermedim. Örgüt aday gösterdi. Yapılacak kurultayda da ben aday olmak için başvurmam, dilekçe vermem. Örgüt aday gösterirse aday olurum” demişti.
Bunlar yetmediyse devamı da var:
Koltuğu gittikten sonra alternatif Genel Merkez gibi çalışan bir ofis açan Kılıçdaroğlu, KRT’de çok tartışılan programda ne demişti:
“Yeniden kurultayda genel başkan adayı gösterirlerse o zaman cesurlar bir adım öne çıksın diyeceğiz.”
Gördünüz mü, bu bir Kemal Kılıçdaroğlu klasiği, “istemem yan cebime koy” atasözünün siyasette vücut bulmuş hali...
★★★
Kemal Kılıçdaroğlu, KRT’deki programda 31 Mart yerel seçimlerindeki başarıyı kendi döneminde atılan adımlara bağlamıştı.
O zaman Kemal Kılıçdaroğlu dönemini hatırlayalım biraz:
Cumhurbaşkanlığı seçiminin ilk turunda DEM’le yürüyen, kayyum atamalarına karşı çıkan bir Kılıçdaroğlu vardı.
İkinci turda Kılıçdaroğlu, Zafer Partisi ile anlaşan, içişleri bakanlığı dahil 3 bakanlık ve MİT başkanlığını veren kişiydi.
Üstelik bu konuda imzalanan protokolden ne masa ortaklarının ne de parti yöneticilerinin haberi vardı.
Kemal Bey propaganda sürecinde “İstanbul Sözleşmesi’ne dönüş” vaadini sık sık tekrarladı ama Saadet Partisi karşı çıktığı için, İstanbul Sözleşmesi’ne dönüşü basın toplantısıyla açıklanan programa yazdıramadı.
Her ideolojiden biraz almak, insanı nasıl ideolojisizliğe değil hiç olmaya götürür, herkes birlikte gördü.
Propaganda döneminde yerli savunma sanayii şirketlerine savaş açacağının işaretini verdiğinde, CHP üyesi arkadaşlarımdan, “Hiç konuşmasa seçimi kazanma şansımız daha fazla olacak galiba” yorumunu duymuştum.
★★★
Kemal Kılıçdaroğlu, üzerine bol gelen elbiseleri giymeye de çalıştı.
Mesela üniversite yıllarına denk gelen devrimci mücadele konusunda anlattıkları var, bir kere dövüldüğü de doğru.
Buna rağmen, devrimci mücadele içerisinde yer almış birisi, “Biz üniversite yıllarında ABD sömürgeciliğine karşı mücadele ederken” diye sosyal medya mesajı atmaz.
ABD asırlar boyunca kendisi sömürge olmuş bir ülke, Türkiye’de devrimci mücadelenin söylemi hep ABD emperyalizmine karşı oldu.
Bitti mi derseniz elbette bitmedi.
CHP tarihi çalışmış olanlar, partinin devleti kuran parti görünümünden sıyırılıp halka gittiği dönemlere dair çok eser verdiler.
O çalışmalarda CHP’nin ideolojik çizgisindeki güncellemeler anlatılırken dikkat çeken nokta her ideolojiden biraz almak yerine, 1960’lardan itibaren gelişen sanayii ve kentleşmenin oluşturduğu çarpıklıkları düzeltmeye çalışan, eşitlikçi, özgürlükçü bir Türkiye için talebini dile getiren bir hale dönüştüğünü anlatırlar. 1970’lerde gelen seçim başarıları da 1960’larda üniversite öğrencisi olanların gençlik kollarında kazandığı deneyim ve siyaset anlayışına dayandırılır. Bitti mi derseniz bitmedi, örgütlerin genel merkez kadar güçlü olduğu, bir genel başkanın milletvekili adayı belirlerken ön seçim yapmamayı hayal edemediği dönemlerden söz ediyoruz.
Yani Kılıçdaroğlu’nun CHP’yi halkla buluşturan genel başkan olduğu iddiasının bir yanılsama olduğu, parti tarihinde de yazılıdır.
★★★
Bundan daha da önemli olanı, örgütün kararlarına uymak, delegenin sesine kulak verip, tercihlerine saygı duymaktır.
Kemal Kılıçdaroğlu bu konuda çok kötü bir sınav verdi.
CHP delegelerinin üzerini çizip, parti yönetimine almadığı iki genel başkan yardımcısı için, mevcut genel başkan yardımcılıklarını iptal ettirdi ve delegelerin üzerini çizdiği iki ismi genel başkan danışmanı olarak aynı yetkilerle görevine devam ettirdi.
İstemediği bir karar çıktığında delegenin oylarını görmezden gelen birisinin Türkiye’yi daha demokratik bir hale getireceğine inanmak ne kadar mümkün oldu, sonuç tüm seçimlerde ortaya çıktı zaten.
★★★
Başlığa döneyim, Kemal Kılıçdaroğlu’nun CHP Kurultayı’nda aday gösterilmesini sonuna kadar destekliyorum.
Kılıçdaroğlu mutlaka aday olmalı ve CHP delegelerinin, kendi adaylığı için oyu yüzde 1 olmayan partilere 39 vekillik dağıtan, delege oylarını beğenmediği zaman etrafından dolaşan, CHP’yi her şeyden biraz olan bir parti konumuna getiren, iktidarın ve merkez sağın yıldızı sönmüş isimlerini CHP’nin yönetim kadrolarına yerleştiren eski bir genel başkana nasıl baktığını görmeli.
Tüm bunlara rağmen eski tas eski hamam, alternatif genel merkez çalışmaları falan devam ederse de Özgür Özel gereğini yapmalı ve partinin disiplin kurullarını işletmeli.
İsmet İnönü ve Bülent Ecevit, CHP Genel Başkanlığı’ndan ayrıldıktan sonra istifa etmeyi, ayrı parti kurma yollarını seçtiler ama asla alternatif bir genel merkez kurmadılar. Geçiş döneminin ardından Hikmet Çetin ya da Altan Öymen de seçilen yönetimleri rahatsız edecek, CHP’ye zarar verecek adımlar atmayı akıllarına bile getirmediler.
Kılıçdaroğlu, “Hayır ben aday gösterilmek de istemiyorum, bu zorlu dönemde Genel Başkan’ın arkasında birleşmemiz gerek” demediği sürece mutlaka aday demektir. Kaybedeceğinden yüzde 1000 emin oluncaya kadar da aday gösterirlerse görevden kaçmam demeye devam edecektir...