Galiba olmuyor. Alicia Keys, yeni albümü “Girl on Fire”da bir adet Rihanna olmuş sanki. Albüm şahane ama Alicia yeniden doğmayaydı iyiydi
Ah bu popçuların sürekli kendini yenileme, yeniden doğma arzuları yok mu... İyi bir albüm yapmak yetmiyor, yeniden doğmak da lazım. Ve yeniden doğmak insana çok acayip şeyler yaptırabiliyor. Kah artık kızınıza, oğlunuza yakışacak türden şeyler giydiriyor üzerinize, kah kıymeti kendinden menkul müzik gurularına tamah ettiriyor. Bazen duygusal ataklar sonucu romantikleşiyor, bazen içinizdeki ergeni ateşliyor ve “ben artık dans yıldızı oldum” diyorsunuz. Popçuyken rock’çı, rock’çıyken popçu, cazcıyken arabeskçi olun... Yeter ki yenilenin, yeniden doğun.
Alicia Keys böyle bir çaba sonucunda Rihanna olmaya karar vermiş gibi duruyor. Yeni albümünün adı “Girl on Fire”. Rihanna’nın “Good Girl Gone Bad” albümündeki gibi bakıyor kapağından. Üstelik giydiği kıyafet itibarıyla da pek bir asi, pek bir acılara tek başına göğüs geren güçlü kadın. Amerikan halkı ve “dünyanın McDonald’s olan diğer ülkelerindeki güçlü kadınlar” için hazırlanmış gibi duruyor kapak.
Müzikal açıdan da bir “Rihannalaşma” söz konusu. Eski, güzel sesli, piyano çalan, şahane blues ve R&B söyleyen kadın değil artık. Belki bir tek Emeli Sande’yle birlikte yazdıkları “Brand New Me”de bunu yapıyor... Sözleri “Ben yenilendim” derken şarkı klasik. Peki albümün kalan kısmı nasıl?
Keys, “Ben de seksiyim. Ben de kendime uzay makyajı yaptırabilirim, karmaşık pop ritimli şarkılarla hip hop (“New Day”) ve R&B’yi birleştirebilir, icabında şahane club şarkıları (“When It’s All Over”) üretebilirim, en piyasa prodüktörlerle çalışıp onların dümen suyuna girebilirim” diyor. Bence problem yok. Keys’in albümü güçlü. Ama gerek de yok.
“Girl on Fire”da Nicki Minaj’la tam hip hop yapmışlar işte. Ama bir “Empire State of Mind” değil. E Nicki
Minaj da Jay-Z değil zaten. Frank Ocean’lı “One
Thing” kapanış şarkısından önceki son durak. Benim favorilerimden. Son şarkı “101” yine Emili Sande ile yaptıkları bir şarkı. Açılış ve kapanışı birlikte yapıyorlar.
Bu albümdeki prodüktörlere bakıyorum Rodney Jerkins, Babyface, Salaam Remi gibi pop piyasasının duayenleri yanında bir adet Jamie xx de görüyorum. Onun yaptığı “When It’s All Over” albümün en iyisi. Bu doğru tercih.
Sorun şu ki insan bu albümü dinlediğinde kapak, şarkılar ve mesajlar yanında sesleri de karşılaştırıyor:
Rihanna mı, Alicia Keys mi? Keys şahane bir yorumcu ve şarkıcı. Ama konu sırf sesse ben Rihanna’cıyım...
Dünyanın bütün popçularına hayırlı yeniden doğuşlar, mutlu kendini yeniden keşfetmeler dilerim 2013’te.
Ayda kaç albüm?
Malum iTunes falan da geldi ya artık, dijital alışverişe iyice giriştik. Peki ayda kaç albüm alabiliyorsunuz?
Ben özellikle müzik dinleme ve keşfetme hevesindeki genç okurumun (benim öğrencim, benim stajyerim, benim iş hayatına yeni atılmış genç yetişkinim) bütçesini hesapladım.
Bir albüm iyi, iki albüm düşündürür, üç albüm konu komşuya muhtaç eder, dört albüm iflas! Başbakanın çocuk kriterinin yanına ekleyiniz...
Demet Akalın haklı beyler
Ne demiş? “‘Bizden bir dünya starı çıkmaz. Bu işin en babası Tarkan, yurt dışında o kadar tanınmasına rağmen yapabilseydi o yapardı. Onun yapamadığını ben yaparım diyerek ortaya bir iddia atamam. Ben kendimi biliyorum ve ben Türkiye’nin starıyım.”
İnsan gerçeği ne kadar çabuk kabullenirse hayatta o kadar mesut oluyor.
“Türkiye’den ne zaman bir dünya starı çıkar?” diye soracak olursanız söyleyeyim. Biz milletçe dünyayı, başka kültürleri ve insanları merak edip kafamızı dünyaya açmaya karar verdiğimiz zaman. “En iyisi, en güzeli bizimki aga” kafasıyla her gittiğin ülkede dönerci aradığın sürece Demet Akalın’a talim.
KAHVALTI ALBÜMÜ
Bach-Goldberg Variationen/K. Richter
Bende Karl Richter versiyonu var. Berlin’de bir plakçıdan 1 euro’ya aldım. En sevdiğim şey 1 euro’luk plak kutularını karıştırmak ve normalde para verip almayacağım şeyleri sırf ucuz diye satın almak. Bu sayede tanıştığım müzikler ve sanatçılarla çok iyi zaman geçirebiliyorum. Belki de cimriyim, bilmiyorum. 1 euro’ya iTunes’dan bir adet Justin Bieber şarkısı almak mı, yoksa bir Bach plağı almak mı?
1 euro verdiğim plak, şef ve klavsen üstadı Karl Richter’in elinden. Meraklısı Glenn Gould’unkinin daha makbul olduğunu bilir. Ne gam... Klavsen sevin sevmeyin, fark etmez. 1741’de yayımlanmış. Ben 2013’te pazar kahvaltısında dinliyorum. Yumurtanın sarısına banıyorum, insanlığa hizmetlerinden dolayı Bach’a teşekkür ediyorum.
İtiraf: Aslında euro’ları avro diye yazmam lazım ama euro’ya avro diyemeyenlerdenim.
PAZAR LİSTESİ
(Okurların seçimi)
l “Good Vibrations”-Beach Boys
l “Sunday Morning”-The Velvet Underground
l “True Faith”-Flunk
l “Lover of The Light”-Mumford & Sons
l “In The Morning”-Fran Healy
l “The Only Moment We Were Alone”-Explosions in the Sky
l “Still Life”-The Horrors
l “Between The Bars”-Elliott Smith
l “All Around The World”-Oasis
l “Sunday Sunday”-Blur
l “All My Little Words”-The Magnetic Fields
l “Pink Moon”-Nick Drake
l “Sunday’s Pretty Icons”-Belle & Sebastian
(Her hafta pazar listesine katkı için e-posta atın, mesaj atın, tweet atın, atın işte bi’şeyler.)
Cahilim, biri bana anlatsın
Mastering ve mixing ne işe yarar? Müzisyenler bazen albüm hazırlama aşamasında önceden bazı şarkılar dinletiyor. Öncesinde de “Ama bu demo bak ona göre, daha mastering edilmemiş, bilmemnesi olmamış kayıt” falan diyorlar. Yani “bu kötüsü, bunun iyisi olacak ona göre dinle, detaylara çok takılma” anlamında. Bense onların beğenmediği bu “demo” hallerine bayılıyorum bu şarkıların. Sonradan o dedikleri aşamalardan geçince tatsızlaşıyor şarkılar. Aynı tornadan geçmiş gibi hepsinin davulu aynı, gitarı aynı, klavyesi aynı.
Arkadaş bir müzisyen cesur çıksa, şarkılarını bilmemneden geçirtmeden yayınlasa da izlesek neler oluyor? Hayır stüdyolarda yapılan bu “piyasalaştırma” ve bütün şarkıları “aynılaştırma” aşamasından geçmese şarkılar, dinlenmeyecekler mi, merak ediyorum. Bir bilen varsa anlatsın.
Yasaklı şarkılara iade-i itibardan benim anladığım
TRT’nin, zamanında yasakladığı şarkılara iade-i itibar kazandırma çabası olduğu ifade edilen “Yasaklı Şarkılar” programıyla ilgili haberleri okudum. Önce “Vay be nereden nereye geldik” duygusu yaratıyor insanda. 70’lerde, 80’lerde yasaklanan, millete layık görülmeyen ne şarkılar gizlendi, yok farz edilmeye çalışıldı...
Hoş millet dinliyordu bir şekilde, kimse bunun önüne geçemedi ama yine de bu, birilerinin bazı şeyleri yasaklayıp sansürleyerek yok edeceğini sanması açısından ibret verici.
Vay be nereden nereye geldik. Ne kadar açık fikirli, ne kadar özgürlükçü, ne kadar sansürsüz
bir iklim var. Peki öyle mi?
Daha iki gün önce bin yıldır okunan kitapların yasaklanması için harekete geçilmedi mi? TRT ‘de değil, özel kanallardaki dizilere ayar verilmedi mi? Millet yeni yıla girerken “Muhteşem Yüzyıl”da durduk yere Ramazan’a girilmedi mi? Dekolteler kapanıp namaz sahneleri öne çıkarılmadı mı? Behzat Ç., Savcı Esra’yla evlenmedi mi? “Bir Kadın Bir Erkek”te birlikte yaşayan çift “evlenseler iyi olur” denilerek nikah masasına oturtulmadı mı? Bu talepler halktan, milletimizden mi geldi yoksa başka yerden mi?
RTÜK belgesellere, çocuk filmlerine, reklamlara, video kliplere cezalar yağdırmıyor mu halen?
Yasaklanan şarkılara 40 yıl sonra iade-i itibar anlamlı, takdir edilesi ama kolay. Ben bunun üzerinden “ne kadar özgürlükçüyüz artık” alt metnini çıkaramıyorum maalesef. Zamanında ne kadar fenaymış, hâlâ da ne kadar fena, maalesef bazı şeyler hiç değişmiyor mesajını çıkarıyorum.
İktidarın ifade özgürlüğü alanındaki icraatlarına dair hayal kırıklıklarımız bugün konuşulursa anlamlı.
40 yıl sonra yaparsak, iyi niyetli bile olsa “göz boyama” olarak algılanması muhtemel çünkü.
Cem Karaca’nın “Namus Belası” isimli şarkısı kötü örnek oluyor gerekçesiyle yasaklanmıştı.