Abbas Güçlü

Abbas Güçlü

aguclu@milliyet.com.tr

Tüm Yazıları

Nereden baktığınıza göre aynı görüntü hakkında onlarca yorum yapmak mümkün.

Bardağın yarısını dolu görenler için her şey mükemmel, boş görenler için ise her şey felaket boyutlarda.

Hele ki bir de yapılanlar ya da yapılmayanları kendi kriterlerimize göre değerlendirmeye başladığımızda içinden çıkmak mümkün değil…

Türk eğitim sistemi ile Batılı eğitim sistemleri arasındaki en önemli farklılıklardan biri de şu:

Onlar öğrencinin ne bildiğini, neye ilgisi ve alakası olduğunu, neyi başardığına bakıp onu geliştirmeye çalışır, biz ise başardıklarını göz ardı eder başaramadıkları üzerinden onu değerlendiririz.

Haberin Devamı

12 dersten 10’unda çok iyi olsa da başarısız olduğu iki ders, onun başarısız diye damgalanması için yeter de artar!..

Hayat da öyle değil mi?

Hemen herkesin yüzlerce, binlerce farklı davranışı ya da yaptığı iş var. Karar verirken çoğu zaman genele bakmaz sadece birine bakarak onu yüceltir ya da yerin dibine sokarız.

Tıpkı kritik maçlarda gol atan futbolcuları kahraman ilan edip bir sonraki maçta penaltı kaçırdığında acımasızca eleştirdiğimiz gibi…

Ülkemizin ruh hali şu anda bu noktada. Eğitimde, ekonomide, sporda, siyasette, medyada ya da herhangi bir alanda bu bakış açısı hakim.

Kimilerine göre ya her şey mükemmel ya da beterin de beteri.

Herkes kendi açısından haklı, karşı taraf haksız.

Kullandıkları argümanlar da hemen hemen aynı.

En çok kullanılan da rakamlar, oranlar, istatistikler.

Rakamların dili olsa emin olun. “Yeter artık, kavganızı benim üzerimden yapmayın” diye isyan ederler ve haksız da sayılmazlardı!

“Rakam demek, matematik demek pozitif bilimlerin anası ve doğruluğun simgesi ise neden bu kadar itibarsızlaştırıyorsunuz?” sorusunu sormaya da hakları var ama soramıyorlar…

Önümde iki tablo var.

İlkinde ekonomin ve eğitimin nerden nereye geldiği, ikincisinde de ekonominin ve eğitimin nasıl kan kaybettiğine yönelik rakamlar var.

Her ikisinde de verilen rakamların doğru olarak verildiği varsayıldığında, evet sayısal olarak çok yol kat etmiş görünüyoruz ama alım gücü, refah ve borç yükü ekseninde bakıldığında durumun hiç de öyle görünmediği ortaya çıkıyor.

Haberin Devamı

Eğitimde de benzer bir tablo söz konusu. Rakamlara bakıldığında birinci yüzyılı geride bırakan ülkemizde son çeyrekte atanan öğretmen sayısı ilk üç çeyrekten daha fazla, okul, öğrenci, diplomalı sayısı üçe, beşe katlandı ama kalite, işsizlik, verimlilik, yetkinlik, liyakat yerlerde sürünüyor.

Demokrasi, hak, hukuk, adalet ve özgürlüklere yönelik parametrelere bakıldığında da benzeri bir tablo söz konusu. Ya çok iyiyiz ya da çok kötüyüz. İnanmayan rakamlara baksın, biz onların yalancısıyız!..

Peki bu iki tablonun yanına bir üçüncüsü konulamaz mı?

Nereden nereye gelindiğine yönelik tüm artılar ve eksiler tek tabloda toplanamaz mı?

Neleri kazanırken neyi kaybettiğimiz ya da neleri kaybederken kazanımlarımızın neler olduğu çok daha net anlatılamaz mı?..

Bilgi en büyük güçtür, doğru bilgi de en önemli itibar kaynağıdır. Bilgiyi ya da rakamları değersizleştirmek ya da itibarsızlaştırmak ise sosyolojik hataların en büyüğüdür.

Haberin Devamı

Bilgiye ve özellikle de rakamlara duyulan güven azaldığında gerisi teferruattır.

Başkalarını itibarsızlaştırmak için verdiğiniz bilgiler, sizin verdiğiniz bilgilere de kuşkuyla bakılmasına neden olur ki, bu algıyı yok etmeye bazen bir ömür bile yetmez…

Eğitim?..

Kimilerine göre eğitimde çağ atladık, öğrenci başına düşen öğretmen ve derslik sayımız Avrupa ortalamasından daha iyi, okullaşma oranlarında inanılmaz mesafeler kaydettik, akademik anlamda OECD ülkelerine nal toplatıyoruz.

Kimilerine göre ise:

* Eğitimle uzaktan yakından ilgisi olup da memnun olan yok gibi.

* Okulların ve eğitimin düne göre çok daha iyi, sınavla girdiği okuldan memnun olduğunu, LGS ve YKS benzeri sınavlar için takviye almaya hiç gerek duymadığını, okullardaki hijyen, güvenlik, sağlık, spor, sanat ve etkinlikler konusunda yeterli altyapı ve teşvik olduğunu söyleyen kaç kişi çıkar?..

Özetin özeti: Harflerle olduğu gibi rakamlarla da anlaşamıyoruz. Sorun onlarda mı yoksa bizde mi?..