Hollandalı astronot André Kuipers, NASA Uzay Sergisi etkinlikleri kapsamında Türkiye’yi ziyaret etti. Toplam 204 gün uzayda kalan astronot ile uzaydaki günlük hayatını, sürdürdüğü projeleri, çocuklara yönelik çalışmalarını ve elbette yemekleri konuştuk
Uzayda yolculuk nasıldır? İnsanoğlunun ezelden beri yıldızlara bakarken aklını kurcalayan bir soru, hayallerini süsleyen bir rüyadır uzaya gitmek. Her çocuğun içinde bir gün astronot olma hayali yatar. NASA Uzay Sergisi etkinlikleri kapsamında Türkiye’ye gelen Hollandalı astronot André Kuipers çocukluk hayalini gerçekleştirmiş biri. Küçüklükten beri uzay merakı olan Kuipers, anneannesinin hediye ettiği üç uzay kitabının da etkisiyle daha okul çağlarında bir şekilde uzaya gitmeyi kafasına koymuş. Normalde Hollanda vatandaşı olduğu için şansı az da olsa sonunda Uluslararası Uzay İstasyonu-(International Space Station-ISS) misyonu kapsamında emeline erişmiş. Uzaya iki kere giden astronot, toplamda tam 204 gün uzayda kalmış. Bu nedenle ünlü efsanedeki fırtınada gemisi uçan denizciye verilen “Uçan Hollandalı” ismi onun için tam yerinde. André Kuipers ile buluştuk, uzayda günlük hayatı, yenilen içilenleri ve uzayda yaptığı araştırmaları konuştuk, bu arada ona Türk mutfağından lezzetler tattırdık.
Günlük hayat nasıl?
Uzayda insanın beden saati de günler ve geceler de şaşıyor. Güneşin doğması ve batması söz konusu olmadığı için gündüz ve gece kavramı da olamıyor. Dolayısıyla beden saati de şaşabiliyor. Öğün saatlerini nasıl ayarladıklarını sorduğumda Kuipers zamanı dünyadaki üssün saatlerine göre ayarladıklarını söylüyor. Çalışma, egzersiz, yemek ve dinlenme saatleri dünya tarafından ayarlanıyor, günü ona göre geçiriyorlarmış. Eğer hangi saatte ne yapacakları bildirilmezse yemeği unutmaları işten bile değilmiş. Yerçekimsiz ortamda vücut sıvılarının yukarı doğru çıkması yüzünden vücut dengesinin de biraz alt üst olduğunu, özellikle burun tıkanıklığı yaşandığını, uzay tutması denilen mide bulantısı olabildiğini, iştah kaybı yaşanabildiğini anlatıyor.
Uzayda tabaktan yemek de mümkün değil. Her şey poşetlerde, uzun saplı kaşıklarla poşetten yeniyor. Eğer tuz biber ekmek isterseniz yer çekimi olmadığı için imkânsız, hatta tehlikeli. Küçük parçacıklar, toz baharatlar, kırıntılar havada uçuşarak aletlere kaçabilir, sistem için ciddi tehlike oluşturabilir. Dolayısıyla bu tür lezzet eklemeleri ancak solüsyon halinde şırıngayla yemeğe enjekte edilebiliyor. İçecekler de poşetlerden emiliyor.
Uzayda daha keskin lezzetler aranıyor; burun tıkanıklığı yüzünden koku hissi kaybı yaşanabiliyor, her şey poşetlerde olduğu için yiyeceklerin kokusunun alınması zorlaşıyormuş. Genellikle kahvaltı saatinde herkes kendi biriminde tek başına yer, akşam yemeği saatinde bazen karşılıklı davetler olurmuş. Bu davetlerin en eğlenceli yanı ise birbirlerinin yemeklerini tatmakmış. Farklı milletlerden astronotların farklı yemekleri olduğunu, kendisinin özellikle Hollanda yemekleri seçmese de ünlü Hollanda peynirlerinden istediğini belirtiyor. Uzaydayken en çok çocukluk lezzetlerini ve annesinin yaptığı Hollanda usulü geleneksel et yahnisini özlemiş. “Tuhaf, çünkü bu yemeği normalde evde bile hiç yapmıyoruz artık” diyor.
Baklavanın uzayda hiç şansı yok
Hollandalı astronota Türk lezzetlerini tattırmadan uğurlamadık elbette. Birlikte tattığımız süzme mercimek çorbasını çok beğendi, Hollanda mutfağındaki kuru bezelye çorbasına benzetti. Alinazik tabağını ise deyim yerindeyse silip süpürdü. Uzay yemeklerinde ızgara etin doku açısından çok nitelik kaybettiğini, çiğnenebilir olmaktan uzak püremsi bir hal aldığından şikayetçiydi; dolayısıyla kebabın küçük kıyılmış etinin daha uygun olabileceğini, kebabın altındaki köz patlıcan ve yoğurtlu karışımın ise kolaylıkla uzay menülerine girebileceği yorumunu yaptı. Gavurdağı salatasını da çok sevdi; içindekilerin sırrını keşfetmeye çalıştı, içinde tarçın var sandı, sumak ve nar ekşisi lezzetlerini tanımadığını söyledi. Çok sevdiği muska böreği ve baklavanın ise maalesef uzayda hiç şansı yok. Çünkü her ikisi için de çıtırlığını yitireceğini, üstelik baklavanın vakumlanırken ezilebileceğini ifade etti. Belli ki baklavayı uzaya çıkarabilmek için yepyeni bir inovasyon geliştirmek gerek. Sofradaki havuçlu ve pancarlı humus tabaklarına dokunmadı bile. Belli ki onları püre uzay yemeklerine benzetti, hiç iştahını açmadı. Amsterdam’da önerdiğim bazı Türk restoranlarının, kebap ve et lokantalarının adlarını ise tek tek kaydetti, döner dönmez deneyeceğini söyledi.
Gerçekleşen hayallerin sergisi
Uzay Astronot André Kuipers, HUPALUPA-EXPO tarafından Metropol İstanbul AVM içinde 2.300 m2 alana kurulan NASA Uzay Sergisi’nin konuğu olarak İstanbul’a geldi. Asıl mesleği doktorluk olan Hollandalı Kuipers, 2004’te Delta misyonu sırasında 11 gün, 2011-12 yıllarında ise PromISSe Uluslararası Uzay İstasyonu projesinde 193 gün olmak üzere toplam 204 gün uzayda kalarak Avrupa tarihinin en uzun uzay uçuşunu gerçekleştirmişti. Sergiden çok etkilendiğini ifade eden astronot, hayalleri gerçekleştiren bu sergi sayesinde Türkiye’deki uzay meraklıları ile bir araya gelmekten çok mutlu olduğunu söyledi.
Yeşeren tohumlar
André Kuipers uzaydayken en çok doğayı özlemiş. Uzay İstasyonu’nda uzayda tarımın yolunu açabilecek ilginç bir proje yürütmüş. “Seeds in Space” (Uzayda Tohum) projesi, uzayda tohum yeşertip büyütmeyi amaçlıyor. İlginç olan yanı, bu projenin dünyada 60 binin üstünde çocukla birlikte yürütülmesi. Uzayda çimlendirilen tohumlar eş zamanlı olarak dünyada hem karanlık ışıksız ortamlarda hem de gün ışığında çimlendirilmiş, tohumların yeşerme ve büyüme süreçleri hem uzayda Kuipers tarafından hem de yeryüzünde projeye katılan çocuklar tarafından izlenmiş. Böylece uzayda ve dünyada tohum yetiştirmenin farklılıkları izlenmiş. Uzayda taze yeşillikler en özlenecek yiyecekler arasında. Kuipers uzay ortamında yetişen körpe rokanın son derece lezzetli olduğunu söylüyor.
Sergide uzayda kurulan sofranın modeli de var.