Zeynep Oral
NERELERDEN nerelere geldik...
Birkaç gündür yalnız Milliyet'te değil, çeşitli basın ve yayın organlarında
Abdi İpekçi Barış ve Dostluk Ödülleri'yle ilgili
haberleri, yorumları hep birlikte izliyoruz. İçimden müthiş bir sevinç ve kıvanç duyuyorum. Gururlanıyorum ve umutlanıyorum.
Yunanistan ve Türkiye'nin en üst yönetici kademelerinden, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri'nden, farklı kesimlerin temsilcilerinden gelen mesajlar, üst düzey katılımlar, okuldaki öğrenciden, "sokaktaki adama", herkesin güç verdiği, nefes verdiği barış rüzgarları... Ve en yetkili ağızların dudaklarından düşmeyen "iki halk da barış istiyor" sözleri...
Hafta içinde "Doğan Medya Center"deki ödül törenini ve sonraki günlerdeki yorumları izlerken, sevincime, kıvancıma, umuduma, hınzırca bir keyif karışıyordu. Bana, "Nerelerden nerelere geldik" dedirten, dudaklarıma hafif ironik, hafif "öç alma" duygusunu pekiştiren bir gülümseme yerleştiren bir duygu...
Nasıl unutabilirim ki!
Abdi İpekçi'nin Türk ve Yunanlı gazetecileri bir araya getirme, yakınlaştırma çabaları ertesinde öldürülmesi (artık pek de "karanlık" olmayan) "karanlık güçler"ce, çetelerce öldürülmesi üzerine bir Yunanlının
Andreas Politakis'in böyle bir ödül önerisi... Andreas Politakis'e herkes
"çılgın", "deli" gözüyle bakmamış mıydı? Özellikle kendi ülkesinde, tehdit üzerine tehdit almamış mıydı?
12 Eylül darbesinden sonra, başını
Yaşar Kemal, Aziz Nesin ve
Mikis Teodorakis'in çektikleri Türkiye - Yunanistan Dostluk Derneği'ni kurma aşamalarında, başta Evren tarafından olmak üzere
"vatan hainliği"yle suçlanmamış mıydık?
Kuruluşundan beri bir parçası olduğum, emek verdiğim, gönül verdiğim
Abdi İpekçi Barış ve Dostluk Ödülü için, her Atina'ya gidiş arifesinde, "giderseniz, Yunanlılar sizi keser, vurur, öldürür", ya da "orada yuhalanacaksınız" laflarını az mı duydum! En alaycı tavırlarla söylenen ve yazılan "ne o, yine uzo ve rakı, sirtaki ve zeybekle barış mı sağlayacaksınız?" küçümsemelerine az mı karşı koyduk!
Ben inanıyorum ki, barış bir
eğitim sorunudur. Öğrenilir, öğretilir.
Sevgiden, saygıdan, dostluktan, dayanışmadan yana düşünce ve eylem üretenler çoğaldıkça, umudum artıyor. Çünkü o zaman kışkırtıcılar, kin ve öfkeyle beslenenler, kişisel çıkarlarını, iki halkın ortak çıkarlarının üzerinde tutanlar, nefret sömürücüleri, öç alma tutkunları, kendi nefretleri ve çirkinlikleri içinde boğulurlar.
İnanıyorum ki, ne Yunanlılar Yunan oldukları için "kötü"dür, ne de Türkler, Türk oldukları için... Yüzyıllardır bir arada ve yanyana yaşadıklarındandır aralarındaki sürtüşmeler. Ve yine bu nedenledir dostluğu, barışı aramaları, özlemleri. Ve doğal olan bu uğurda çaba harcamalarıdır.
İnanıyorum ki, iki ülke arasında çözümlenmesi olanaksız sorunlar yoktur. Ve ulusal çıkarlarımız, bölgemizin ve iki halkın ortak çıkarlarıyla çelişki halinde değildir... Bu yaklaşım en nazik siyasal ve teknik sorunlarda bile anahtar olabilir.
Abdi İpekçi Barış ve Dostluk Ödülü'nün her yıl biraz daha yaygınlaşması, etkinliğini artırması, güçlenmesi, Türkler ve Yunanlılar arasında "doğal" olması gereken çabaya onur verenlerin çoğalması bana bir de şunu dedirtiyor:
"İdeallerinizden vazgeçmeyin!"
"Vatan haini", "çılgın", deli" etiketlerine, alay ve küçümsemelere, tehditlere karşın, sakın vazgeçmeyin.
Yazara Emailz.oral@milliyet.com.tr