Editörün SeçtikleriŞehzade Paris’te kapı kapı sabun sattı

Şehzade Paris’te kapı kapı sabun sattı

28.07.2000 - 00:00 | Son Güncellenme:

Şehzade Paris’te kapı kapı sabun sattı

Şehzade Paris’te kapı kapı sabun sattı


Yunanistan, Arnavutluk, Irak ve Mısır’da değerli emlakı vardı ama Vahdettin ile Abdülmecit arasındaki anlaşmazlık yüzünden bazı şehzadeler sefalet içinde yaşayıp öldü


Fitnat Hanım, İstanbul’un işgalini görmüş, küçük yaşta da olsa o acı günleri yaşamıştı. Harbiye Nazırı Müşir Şakir Paşa’nın torunuydu ama babası da Bahriye Nazırı Hüseyin Avni Paşa’ydı. Kısa bir süre Sultan Vahdettin, Saray Nazırı olarak Avni Paşa’yı yanında tutmak istemişti. Çünkü, Avni Paşa’nın siyasetle ilgisi yoktu, sade bir askerdi, yetişme tarzı entrikaya müsait değildi.
Avni Paşa 1294 yılında Batum’da doğmuştu; o da kayınpederi gibi Gürcü asıllıydı. Babası Süleyman Faik Paşa idi ki, onun da babası Şahinbaşzade Süleyman Paşa’ydı, bunların tümü askerlikten yetişmişlerdi.
- Avni Paşa Bahriye ve Harbiye Nazırlığı yaptıktan sonra padişah kendisini saraya çağırıyor. Başyaver yapmak istiyor sonra düşünüyor ki, bir nazır başyaver olamaz öyle bir durum var galiba?
- Evet, Sultan Vahdettin babama diyor ki, hatıralarında yazılı bunlar, Avni Paşa sen de Gürcüsün ben de Gürcüyüm; onun için seni çok seviyor itimat ediyorum...
- Babanızın anıları çok ilginç olmalı. İnşallah yayımlanır da yakın tarihin önemli bir bölümünü ışıklandırır.
- Bakın dinleyin, siz eski yazı bilmezsiniz okuyayım: Mustafa Kemal Paşa Anadolu’ya gitmesi için görevlendirdikten sonra padişah tarafından nasıl kabul ediliyor, nasıl tören yapılıyor...
“Zatışahane askeri elbiselerini giyinmiş olarak ayakta duruyorlardı. Ellerinde, masanın üzerinde kelamı kadim duruyordu. Sadrazam Paşa (Ferit), Yaver Paşa, Padişahın iki yanında yer almışlardı. Mustafa Kemal Paşa tarzı askeriyesi ve dini bir eda ile huzura gidip ilerliyor, sağ elini kelamı kadimin üzerine koyarak yemin ediyor. Verilen görevi en iyi şekilde yapacağına... vallah ve billah diyor...

Keşke padişah olmasaydım!
- San Remo’da uzun süre babanız, padişah ile beraber oldu. Hatta ölene kadar yanındaydı. Acaba Sultan Vahdettin hakkında neler anlatıyor? Sultan Vahdettin acaba pişman mıydı padişah olduğu için...
- Öyle öyle, pek pişman... Babama San Remo’da köşkte şunları söylüyor: Ben Çengelköy’de köşkümde ava gitmeye, açık havada yaşamaya alışmış bir adamım. Zayıf nayif sağlıksız bir insanım. Ama benim bu saltanat daha ilk gününden hiç hoşuma gitmedi. Gece yarısı telefon ettiler, biraderim Sultan Reşat’ın vefatını haber verdiler, çok üzüldüm, gelip bizzat biat etmek istiyoruz dediler: Durun lütfen biraz kendime geleyim çok mütessirim dedim. Nihayet geldiler tahta çıkmamı istediler. Düşündüm nasıl reddederim diye ama mecbur oldum, memleketin perişan durumunu düşünerek kabul ettim. Yanlış yapmışım, kabul etmemeliymişim!..
Avni Paşa soruyor: “Efendimiz beni nasıl kabul edip istediniz?" Padişah cevap veriyor: “Bahriye Nazırlığı, Harbiye Nazırlığı yapmış bir paşa gidip de seryaver, saray nazırı olur mu?" Paşa paşa diyor Vahdettin, “Biz aslen Gürcüyüz, sizi Batum’da Gürcülerden çok dinledim. Size karşı bir sevgim, sempatim olduğu için ısrarla yanımdan olmanızı istedim, gözümden uzaklaştığınız zaman aklımdan hiç çıkmadınız..."

Sultan Vahdettin’i dolandıranlar
- Biraz değişik konulara geçelim izin verirseniz... Anılarınızdaki diğer olaylara dönelim. Efendim, İstanbul’da, Kan’da yaşamınız nasıldı? Ne ile geçiniyordunuz. Kalabalık bir aile, okul ve ev masrafları?
- Anlatmıştım önce, bir yakın dostumuzun küçük bir villasında uzun süre misafireten oturduk... Sonra babam bizi Marsilya’ya okula gönderdi. Kendisi Sultan Vahdettin’in köşküne yakın mütavazı bir otelde kalıyordu. Kan’da iken evimizin yakınında taş ocakları vardı. Oraya giderdik, babam bizlere orada silah talimi yaptırırdı. Bahçemiz meyvelikti, kayısı ağaçları vardı çok lezzetli meyve veren. Şehzade Ömer Faruk Efendi ve Sabiha Sultan bize geldikleri zaman beni ağaca çıkartır kayısı toplatırdı. Şimdi hatırladım, Kan’da oturduğumuz “Villa Yasemin", Avni Paşa’nın Şam’da kumandanlığı sırasında tanıdığı bir dostuna aitti, bilabedel uzun süre kaldık orada.
- Geçiminizi nasıl sağlıyordunuz?
- İstanbul’da annemin, babamın nesi varsa atıldı ve sonunda hiçbir şey kalmadı. Sultan Vahdettin’in ölümünden sonra daha da sıkıntıya düştük. Ve nihayet Lübnan’a gittik.
Ama bu arada ilginç bir olayı anlatayım: Sultan Vahdettin’den para kopartıp içinde İstanbul’a geri dönme hasretini körükleyen birtakım maceraperest dolandırıcılar sık sık San Remo’yu ziyaret ediyorlardı. Padişah kendisine söylenenlere inanmasa bile ne yapıp ne edip onlara para vermekten kendini alamıyordu, yani yardım ediyordu, “madem buralara kadar gelmişler" deyip. Paris’te İstanbul’da gazete çıkartacaklarını söyleyenlerin sayıları da az değildi...

Jurnalciler kol geziyordu!
Babam Avni Paşa genellikle evde oturur, hatıralarını yazardı. Bunların bir kısmı kayboldu ama şu elimdekiler duruyor. Özellikle ağabeyimin bu gibi siyaset bozuntusu kimselerle konuşmasını istemezdi babam. Çünkü hafiyeler, ihbarcılar ve pek çok karışık insan vardı San Remo’da.
Bir akşam geç vakitlerde kapımız çalındı, açtık, ufak tefek bir adamcağız, babamı görmek istiyor.
- Efendim belki anneniz beni hatırlar. Çünkü Müşir Şakir Paşa ile ailemiz İstanbul’da sayfiyede komşuydular.
İçeriye girdik, anneme sorduk “Hayır böyle bir kimseyi hatırlamıyorum" dedi. Şöyleydi böyleydi, ne yaptı etti adam aileye sokuldu. Komik, hoş sohbet bir kişiydi de. Babama kahve pişirir, hokkabazlık eder, gurbetin sıkıntıları içinde bizi güldürürdü. Her gün gelirdi evimize. Bir akşam ağabeyim sinemadan dönmüş, bir de görüyor ki, adam bizim kapının eşiğinde yatıyor; parası kalmadığı için otelden kovmuşlar. Gurbette böyle durumda olan bir Türk’e nasıl yardım edilmez, ancak evimizde onu yatıracak oda yok. O gece mutfakta yatırdık ve “git konsoloshaneye, sana bilet alıp İstanbul’a göndersinler" dedik. Biz de o günler okula gidiyoruz; bu olay da Marsilya’da geçiyor.

Gümülcineli İ. Hakkı Beyi vurdular!
Adam gitti sabahleyin. Biz kardeşler pazar günleri evin temizliğini yapardık. Mutfağın raflarını silerken en üst rafta ufak ağır bir çanta bulduk. Biz, aa filan derken babam geldi, ne var ne oluyor, dedi. Çantayı açtık, açtık ki, bir tabanca! Ağabeyim gidip konsolos ile görüştü ve sonra eve geldi. Sabri’yi istiyorlar bilet alıp İstanbul’a gönderecekler dedi. Ertesi gün bir de baktık hem bavul yok olmuş, hem de Sabri gitmiş.
Bu tabanca işi bizi hayli ürkütmüştü ama bize “Küçük hanım" diye hitap eden bu komik zat, “ahh küçük hanımlar sizin aileyi ne kadar çok sevdiğimi bir gün anlayacaksınız" derdi.
Aradan bir zaman geçti bir akşam ağabeyimin gözleri yerinden fırlamış gibi geldi:
- Paşa baba dedi az önce Sabri’yi gördüm, lüks bir otomobile kurulmuş yanımdan geçti, selam verdim tanımadı beni.
- Rüya gördün herhalde evladım, dedi paşa babam. Biz ona evimizi açtık yuva gösterdik...
Bir süre sonra Kan’a gitmiştik... Sabahleyin Şehzade Faruk Efendi telefon etti, babama...
- Paşam hemen gel, böyle böyle birisi Gümülcineli İsmail Bey’i vurmuş, bir de polisi yaralamış.
Sonradan öğrendik ki Sabri, İstanbul’dan gelmiş, rejime muhalif kimseleri öldürmek isteyen belki de bir fanatik. Avni Paşa ailesinin siyasetle hiçbir ilgileri olmadığını görünce bize dokunmamış. Meşhur Gümülcineli İsmail Hakkı Bey’i öldürmüş. Duruşmalarına biz de gittik, kendisine avukat filan tutuldu sonunu bilemiyorum.

Hanedanın satılan mücevherleri
Abdülmecit Efendi’nin Sultan Vahdettin’le araları açıktı. İkisi de birbirlerini affedemiyorlardı. Hem amcazade hem dünür olmalarına rağmen aralarındaki anlaşmazlık giderilememişti. Sultan Vahdettin “Saltanatsız hilafet, hilafetsiz saltanat olamaz" diyordu. Bu iki gücün bir arada bulunması gerektiğinde ısrar ediyordu. Oysa, padişah yurtdışına gider gitmez Abdülmecit Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin kendisini halife seçmesini kabul etmiş ve hatta Sultan Vahdettin’i kötüleyen demeçler vermişti. Ama sonunda onun da başına gelen hilafetin kaldırılıp yurt dışına çıkartılmasıydı!
Osmanlı ailesinin büyük çoğunluğunu yurt dışında varlığı yoktu. Beraberlerinde getirdikleri mücevherlerini, bir miktar paralarını ilerisini düşünmeden harcıyorlardı. Hele Padişah Vahdettin 40 kişiye yakın haremi ve yardımcıları ile eski yaşamından kopmak istemiyordu.
Tek oğlu Ertuğrul Efendi’nin okuma parası olarak ayırdığı bir meblağı da bankadan çekmiş, harcamış, sıra mücevherlere gelmişti. Kızkardeşi Mediha Sultan, kocası Damat Ferit Paşa ölünce, o da ağabeyinin yanına gelmiş, çok değerli gerdanlığını, yüzüklerini satılığa çıkartmıştı.
- Peki Fitnat Hanımefendi, Kaymakam Zeki Bey’i hatırlıyor musunuz?
Acı acı yüzünü kırıştırdı Avni Paşa’nın kızı:
- Nasıl hatırlamam... Sultan Vahdettin’in ikinci eşi ama ayrıldığı eşi İnşirah kadın efendinin kardeşi. Ailenin paralarını San Remo kumarhanelerinde yediğini bilmeyen mi var? Padişah “öküz öldü ortaklık ayrıldı" derdi ama yine de iyi bir silahşör olan Zeki Bey’i yanından ayırmazdı. Son paraları o tüketti ama sonu kötü bitti. Sultan Vahdettin’in ölümünden sonra Şehzade Faruk Efendi’nin yanına sığındı ve bir gün odasında havagazı ile intihar etti.
- Bir şey sormak istiyorum: Bu şehzadelerin büyük çoğunluğu çok iyi yetiştirilmişler. Kimi Yüksek Harp Akademilerinden mezun olmuş, kimi şair, kimi ressam, en az iki - üç dil biliyorlar. Sağlam güçlü kuvvetli adamlar. Acaba niçin çalışıp para kazanmayı düşünmediler?
- Saray hayatında uzun süre kalınca kendilerini çalışma hayatına alıştıramamışlar herhalde. Ama düşününüz koskoca prens, veliaht küçük bir işte nasıl çalışsın? Ancak şunu da söyleyeyim, Paris’te kapı kapı dolaşıp sabun veya bir başka maddeyi pazarlayan, tercümanlık yapan şehzadeler de yok değil. Pis bir otelin odasında sefaletten ölenler de var.
Osmanlı Hanedanı’na dışarıdaki birtakım emlakından önemli miktarda miras kaldığı bilinir. Yunanistan’da, Mısır’da, Irak’ta, Arnavutluk’ta. Eğer aile büyükleri aralarında bir anlaşmaya varmış olsalar ve biraz çabuk davransalardı büyük bir servete kavuşabilirler, Osmanlı hanedanına mensup kişiler sıkıntı, sefalet çekmezlerdi. Galiba Sultan Vahdettin ile Abdülmecit Efendi bir unvan anlaşmazlığı nedeniyle işi hayli uzatmış, avukatlara vekaleti geç vermişler.
- Babam Avni Paşa, padişahtan aldığı yetki üzerine kalktı Abdülmecit Efendi’ye gitti. Kapıda kendisini Ömer Faruk Efendi karşıladı. Herkes artık maddi sıkıntıların biteceği sevinci içindeydi.
Mesele, her ikisinin de hilafet ve unvan iddiasından vazgeçmeleriydi. Şehzade Faruk Efendi, Avni Paşa huzura girerken kulağına şöyle bir laf fısıldadı:
- Paşa hazretleri, pederime daima Hilafetpenah Hazretleri diye hitap etmeyi sakın ihmal etmeyiniz.
Nüktedan ve zarif bir asker olan Avni Paşa, genç şehzadenin ikazına sinirlenerek,
- Efendi Hazretleri, dedi, tilkinin kuyruğunu adamın aklına getirmeyin. Eğer bu iki biraderzade arasında uyutmaya çalıştığımız husumet ve rekabeti körüklemeye devam ederseniz, ben hemen geri dönüyorum.

İlle de Halife unvanı
Avni Paşa’nın yüksek sesle söylediği sözleri Abdülmecit Efendi içerden duymuştu ama duymazdan gelerek vakur bir tavır takınmış gür sakalını sıvazladı,
- Buyurun Paşa Hazretleri sizi bekliyorum dedi.
Avni Paşa, Abdülmecit Efendi ile konuşurken bir türlü Halife Hazretleri filan demiyordu. Çünkü ona göre Halife ve Padişah Sultan Vahdettin idi.
Aralarında uzun uzun bir miras meselesini konuştuktan sonra Avni Paşa beraberinde getirdiği mukaveleyi çıkartıp Abdülmecit Efendi’ye uzattı ve “İki şevketlü amcazade arasındaki anlaşmazlığı bir an için unutarak şu mukavelenamenin altına müştereken imza buyurmaları, hanedanı kiramınızı bugünkü çok hazin halden kurtaracaktır" dedi.
Abdülmecit Efendi hiç ses çıkartmadan mukaveleyi aldı. Önümüzdeki gayet zarif Saksonya hokka takımından güzel yontulmuş bir kamış kalem çekerek, bir hattat tavrı ile uzun uzun bir şeyler yazdı.
Avni Paşa kendisine uzatılan mukaveleye şöyle bir baktı ki,
“İmamül Müslümin Halife - i Resulu Rabbülalemin" diye imzasını atmış Abdülmecit Efendi! Avni Paşa mosmor kesildi, yapılacak bir iş kalmadığını görünce kalktı San Remo’ya Sultan Vahdettin’in yanına döndü.
Böylece Osmanlı Hanedanı mirası sorunu bir hayli uzayınca bu konuda finans yardımı yapmak isteyen bankalar da ipe un serdi. Amcazadelerin unvan tartışması Osmanlı ailesini perişan etti. Birkaç ay sonra mukaveleye halife unvanını koymaktan vazgeçmişti Abdülmecit Efendi ama iş işten geçmişti!

Lübnan’da yaşayan Osmanlılar
- Avni Paşa ailesi son padişahın ölümünden sonra ne yaptı? Lübnan’a gitmişsiniz galiba?
- Bir süre daha Kan’da, Marsilya’da oturduk. Maddi sıkıntılarımız daha da artmıştı. Bunun üzerine yakın akrabalarımızın bulunduğu Lübnan’a gittik ve orada Cünye denilen sakin bir tatil kasabasında yerleştik. Osmanlı Hanedanı’ndan pek çok kimse oraya sığınmıştı. Zaten Cünye’nin havası İstanbul’u hatırlatıyordu. Filozof Rıza Tevfik, Refik Halit Karay, bazı şehzadeler, hanım sultanlar bu civarda yerleşmişlerdi. Lübnan halkı da bize çok iyi davranıyor, saygı gösteriyordu. Yıllar sonra 150’liklerin affı çıkmasına rağmen babam Türkiye’ye dönmedi, fevkalade alınmıştı hakkındaki karara.
Sonunda Fitnat Hanım ve annesi Türkiye’ye dönüyorlar.
- Efendim Hatay’ın eşrafından olan ve aydın bir kişi eşiniz Ömer Türkmenelli ile nasıl tanıştınız?
Bahriye Nazırı Avni Paşa’nın kızı, Müşir Şakir Paşa’nın torunu Fitnat Hanım buğulu gözlerle geçmişe döndü. Tatlı munis bir ifade geldi yüzüne,
- Kızkardeşimin kızı dünyaya geliyordu, o İskenderun’da evlenmiş yerleşmişti. Abla gel ben burada yalnızım diye haber gönderince kalktım gittim. İstanbul’dan İskenderun’a giderken Ömer Bey beni trende gördü. Vallahi o günden sonra musallat oldu, gönlüme girdi, evlendik. Çok mutlu oldum, güzel, iyi çocuklar yetiştirdik. Ömer Bey, Hatay davasında, Türkiye’ye ilhakı için büyük hizmetler vermiştir ki, o da bir ayrı hikayedir...
-BİTTİ-

Vücut Kitle İndeksi Hesaplama

Sağlığınızı kontrol altında tutmak için Vücut Kitle İndeksi (VKİ) hesaplama aracını deneyin!

VKİ HESAPLA
KEŞFETYENİ
Uzun zaman sonra ilk! Burcu Biricik kızının yüzünü gösterdi
Uzun zaman sonra ilk! Burcu Biricik kızının yüzünü gösterdi

Cadde | 05.04.2025 - 14:51

Fotoğraf sanatçısı Emre Yetkin'le 2016 yılında nikâh masasına oturan Burcu Biricik, geçtiğimiz temmuz ayında kızı Luna'yı kucağına almıştı. Kızının yüzünü göstermeyen Burcu Biricik objektiflere yakalandı.

Yazarlar