Achim Hopp, kuş çarpmalarının yüzde 80'inin, bin fitin altında, yani yaklaşık 300 metre yükseklikte, genellikle iniş veya kalkış sırasında yaşandığına dikkat çekiyor.
Hopp giderek daha sessiz hale gelen ve emiş gücü artan motorların özellikle genç ve deneyimsiz kuşları çok kolay bir şekilde vakumladığını, pervaneli türbin motorunun içine kaçan kuşun ise motoru işlemez hale getirdiğini kaydediyor.
Bu nedenle Achim Hopp ve Helmut Eiserfey, havaalanının bulunduğu alanı kuşlar için mümkün olduğunca rahatsız edici bir yer haline getirmeye çalışıyor. Bunun için alınan önlemlerden biri, iniş ve kalkış pistleri dışında kalan tüm yeşil alanın yılda sadece bir kez biçilmesi. 30 santimetreye kadar uzayan çim ve otlar kuşların yiyecek aramasını neredeyse imkânsız hale getiriyor.
Ayrıca terminal binasının kuşların yuva yapmasına elverişli kısımlarına da kuşların konmasını engellemek için iğneli metal parçaları monte edilmiş. Hopp, tüm bu önlemlere rağmen yılda yaklaşık 30 kuş çarpması vakası yaşadıklarını, ama yine de bunun diğer havaalanlarıyla kıyaslandığında düşük bir rakam olduğunu belirtiyor.
Kuşlar uçaklara sadece çarparak zarar vermiyor. Kuş dışkıları da uçağın dış yüzeyinde tahribata yol açıyor. Bu nedenle görevliler, bir ellerinde dürbün, diğerinde av tüfeğiyle günde yaklaşık 6 saat adeta dedektif gibi kuş dışkılarının izini sürüyor. Kuşları korkutmak için işaret fişekleri ve kurusıkı mermiler kullanılıyor.
Ancak tek tehlike kuşlar değil. Burada sıklıkla görülen ve tavşan gibi yeraltına yuva yapan hayvanlar da hava ulaşımını tehlikeye düşürüyor.
Zira tavşanların kazdığı yerlerde asfalt çöküyor. Ekip bunun önüne geçmek içinse tavşan avında kullanılan ve dağ gelinciği denilen bir hayvandan yararlanıyor.