04.04.2025 - 07:05 | Son Güncellenme:
Slash Gear AP
Fotoğraf: ABD donanması
Amerika Birleşik Devletleri Hava Kuvvetleri'ne ait B-52 Stratofortress stratejik bombardıman uçakları, nükleer hava devriyelerinin bel kemiğini oluşturuyordu ve bu uçaklardan biri tarihin en yıkıcı nükleer kazalarından birine sebep oldu.
Slash Gear ve AP'nin tarihi kayıtlara dayandırdığı bilgilere göre 16 Ocak 1966'da, bir B-52G bombardıman uçağı Kuzey Carolina'dan havalanarak, Türkiye yakınlarında Akdeniz semalarında uzun süreli bir devriye uçuşuna çıktı. Uçağın içinde dört adet B28 termonükleer bomba bulunuyordu. Her biri 1,1 megaton (1100 kiloton) patlayıcı güce sahipti. Tek bir B28 bombasının yüzeyde patlaması halinde, Güneş'ten birkaç kat daha parlak, yaklaşık 1.6 km çapında bir ateş topu oluşabilir, 2.7 km çapında ölümcül radyasyon yayılabilir ve radyoaktif serpinti çok daha geniş bir alana ulaşabilirdi.
ÜÇÜNCÜ YAKIT İKMALİNDE FELAKET
Uçak, görev sırasında iki kez başarılı bir şekilde havada yakıt ikmali yaptı, ancak üçüncü yakıt ikmali sırasında felaket yaşandı. KC-135 tanker uçağının yakıt aktarım kolu, B-52'nin sol kanadına çarptı ve kanadı kopardı. Bunun sonucunda bombardıman uçağı, İspanya'nın Palomares köyü yakınlarında düştü ve yedi mürettebat hayatını kaybetti.
Uçağın enkazı. AP (Arşiv)
Kaza anında uçaktaki dört nükleer bomba etrafa saçıldı. Bombalardan üçü birbirinden kilometrelerce uzakta bulundu ve ikisi çatlayarak çevreye plütonyum sızdırdı. Neyse ki hiçbiri patlamadı. Ancak asıl sorun dördüncü bombaydı: Akdeniz'e düşerek kaybolmuştu.
AKDENİZ'E DÜŞEN BOMBA
ABD Donanması bölgeye 30'dan fazla gemi ve bir su altı aracı göndererek kapsamlı bir arama çalışması başlattı. Neredeyse üç ay süren aramaların ardından, Donanma bombayı deniz tabanında ezilmiş ve hasar görmüş halde buldu.
Palomares Olayı, yaklaşık 100 dönümlük İspanyol toprağını kirleten iki radyoaktif hendek bıraktı. ABD, bu kirliliğin geri kalanını temizlemeyi ancak 2015 yılında kabul etti.
Ekim 1986'da, Ronald Reagan ve Mihail Gorbaçov İzlanda'nın Reykjavik kentinde bir araya gelmeye hazırlanırken büyük bir felaket yaşandı. Bermuda kıyılarının yaklaşık bin 126 metreaçığında, Sovyet Yankee sınıfı balistik füze denizaltısı K-219 ciddi bir tehlike içindeydi. Füze tüplerinden birinin contası arızalanmış, deniz suyu ile füze yakıtı karışarak zehirli bir yangına yol açmıştı.
REAKTÖR ERİMESİNİ ÖNLEMEK İÇİN...
Kaptan Igor Britanov, K-219'un reaktör soğutma sisteminin arızalanma tehdidi nedeniyle yardım çağrısında bulundu. 20 yaşındaki mürettebat üyesi Sergey Preminin, reaktörleri kapatarak bir erimeyi önlemek için hayatını feda etti. Britanov, bir Sovyet ticaret gemisi olay yerine ulaştığında tahliye emri verdi. Geminin denizaltıyı yedeğe almasına rağmen halat koptu ve Britanov, denizaltıyı terk eden son kişi oldu. K-219, yaklaşık 5.800 metre derinliğe batarak okyanusun dibini boyladı.
HİROŞİMA'DAN KATLARCA FAZLA
Denizaltı batarken füze siloları açıldı ve en az 16 adet R-27U nükleer füze ile birlikte geminin iki nükleer reaktörü okyanusa saçıldı. Her füze, 200 kilotonluk bir savaş başlığı taşıyordu. Karşılaştırma yapmak gerekirse, 1945'te Hiroşima'ya atılan bomba 16 ila 17 kiloton gücündeydi.
Amerika Birleşik Devletleri, batık gemiyi kurtarma teklifinde bulundu, ancak Sovyetler Birliği bunu reddetti. Her iki taraf da enkaza ulaşmanın ABD için istihbarat açısından büyük bir avantaj sağlayacağını biliyordu. Nitekim on yıl önce Howard Hughes ve CIA, okyanusun dibinde kaybolmuş başka bir Sovyet nükleer füze denizaltısını gizlice çalmıştı.
FÜZELER HALA DENİZ ALTINDA MI?
Slash Gear'a göre mutlu bir son bekliyorsanız, beklemeye devam etmeniz gerekecek. Batığın bulunduğu derinlik nedeniyle füzeler kurtarılamadı. Hala okyanusun dibinde, paslanarak ve bekleyerek duruyorlar.
27 Temmuz 1956'da, ABD Hava Kuvvetleri’ne ait 397'nici Bombardıman Filosu'na bağlı bir B-47 bombardıman uçağı, İngiltere'nin Cambridge kentinin 32 km uzağında bulunan Kraliyet Hava Kuvvetleri (RAF) Lakenheath havaalanında "touch-and-go" manevrası (uçağın tamamen durmadan kalkışa geçmesi) yapmaya çalıştı. Bu manevra, uçağın kısa bir iniş yaptıktan sonra hemen havalanmasını gerektiriyordu. Ancak dört mürettebat için işler planlandığı gibi gitmedi. Uçak piste sert bir şekilde çarptı, kontrolden çıktı ve pistin dışına savrularak alev topuna dönüşerek infilak etti.
Bu listedeki birçok kazanın aksine, uçak nükleer silah taşımıyordu. Ancak talihsiz uçuşu, nükleer silahları saklamak için özel olarak tasarlanmış bir sığınağa çarparak son buldu. Uçağın yakıtı her yere sıçradı, sığınakta depolanan üç Mk 6 nükleer bombasının üzerine dahi yayıldı.
Mk 6 bombaları, Japonya'nın Nagazaki kentine atılan Fat Man bombasının geliştirilmiş bir versiyonuydu. Her biri 120 ila 150 kilotonluk bir patlama gücüne sahipti. Ayrıca, yaklaşık 3 bin 600 kg geleneksel patlayıcı, nükleer malzemeyi tetiklemek için kullanılıyordu. Hava üssündeki itfaiyeciler, yangının bombalara sıçramasını önlemek için hızla müdahale etti.
İtfaiye ekibi o gün belki de İngiltere'yi kurtardı. O dönemde ülkede bulunan ve sonradan emekli olan bir Hava Kuvvetleri generali, UPI'ye verdiği demeçte, "Doğu İngiltere'nin bir kısmının çorak bir araziye dönüşmesi mümkündü" dedi. Ancak CambridgeshireLive'ın aktardığına göre, başka bir subay olayı farklı bir şekilde ifade etti: "Büyük bir felaket, inanılmaz bir kahramanlık, büyük bir şans ve Tanrı'nın iradesi sayesinde önlendi."
2. Dünya Savaşı, nükleer çağın başlangıcına sahne oldu. Savaşı sona erdiren atom bombaları, daha sonra geliştirilenlere kıyasla ilkel ve düşük güçlüydü. 1940'ların geri kalanında ve 1950'ler boyunca Amerikan hükümeti giderek daha güçlü nükleer silahları test etti ve bu testlerin hepsi planlandığı gibi gitmedi.
1 Mart 1954'te ABD hükümeti, Marshall Adaları’ndaki Bikini Atolü'nde bir nükleer test gerçekleştirdi. Patlama, 15 megatonluk bir güce sahipti ve Hiroşima'ya atılan bombadan bin kat daha güçlüydü. Daha da çarpıcı olan şey, patlamanın beklenenden üç ila altı kat daha güçlü gerçekleşmesiydi; bu durum test ekiplerinin hazırlıklarını tamamen aşmıştı.
Patlama, 160 km genişliğinde bir alana radyoaktif madde yayarak Marshall Adaları'ndaki sakinleri etkiledi. Rongelap Atolü'ndeki çocuklar, beyaz ve pul pul dökülen serpintiyi kar zannederek içinde oynadı. Japon balıkçı gemisi Lucky Dragon'un 23 kişilik mürettebatı da radyasyona maruz kaldı.
ABD, bölgeden yaklaşık 200 sivil ve 28 askeri personeli tahliye etti, ancak hasar geri döndürülemezdi. İlk patlama ve radyoaktif serpinti hemen ölümlere yol açmadı, ancak Lucky Dragon mürettebatı daha sonra orta derecede akut radyasyon sendromu belirtileri göstermeye başladı.
24 Ocak 1961'de, Amerika Birleşik Devletleri, talihsiz bir şekilde kendi topraklarına nükleer bomba atma unvanını kazandı. Hava Kuvvetleri'ne ait bir B-52 Stratofortress stratejik bombardıman uçağı, sürekli olarak havada nükleer silah bulundurmayı amaçlayan Operation Chrome Dome kapsamında bir görevdeydi. Aynı strateji, yıllar sonra Palomares Olayı'na da yol açacaktı. Ancak bu görev sırasında uçakta yakıt sızıntısı meydana geldi ve denge bozuldu. Pilotlar, uçağın dengesini sağlamak için yakıt boşaltmaya çalıştı, ancak bu çaba yeterli olmadı.
HER BİRİ 4,5 TON
Pilot Stephen Tullock, mürettebata uçağı terk etme emri verdi. Sekiz asker paraşütle atladı, biri iniş sırasında hayatını kaybetti, iki mürettebat ise uçakta kaldı. Uçakta ayrıca iki adet Mark 39 nükleer bombası bulunuyordu. Her biri yaklaşık 4,5 ton ağırlığında olan bu bombalar, doğru şekilde konuşlandırılmaları için paraşüt sistemine sahipti.
Bombaların düşüşüyle ilgili farklı anlatımlar bulunuyor. Bazı kaynaklar, bombalardan birinin paraşütleri açılarak yere süzüldüğünü ve bir ağaca takıldığını bildiriyor. Diğerinin ise uçaktan rastgele düştüğü ya da uçakla birlikte yere çakıldığı düşünülüyor. Kurtarılan bombalardan biri incelendiğinde, nükleer patlamayı önleyen güvenlik mekanizmalarından sadece birinin çalışır durumda olduğu ortaya çıktı, bu da Kuzey Carolina'nın nükleer bir felaketin eşiğinden döndüğünü gösteriyordu.
Diğer bomba ise kayboldu ve hâlâ bulunamadı. Yaklaşık saatte bin 126 km hızla Wayne County'de bir noktaya çakıldığı tahmin ediliyor. Hükümet, kayıp nükleer bombayı bir çiftçinin tarlasında aradı ve yaklaşık 15 metre derinliğe kadar kazı çalışmaları yürüttü, ancak sonuç alınamadı. Bomba ve içindeki uranyum hala kayıp. Hava Kuvvetleri, bu bölgeye kazı yasağı getiren bir çeşit hak alarak, kimsenin burada araştırma yapmasını veya toprağı kazmasını yasakladı.
Nükleer füzelerle ilgili kazaların Soğuk Savaş'a ait bir geçmiş olduğunu düşünmek istesek de, gerçekler aksini gösteriyor. Ağustos 2019'da Amerikan yetkilileri, Rusya'da radyasyon yayan bir patlama tespit etti. Olay, Beyaz Deniz kıyısındaki Rusya'nın Nenoksa Füze Test Sahası yakınlarında meydana geldi. Tüm işaretler aynı noktaya çıkıyordu: büyük bir nükleer kazaya.
Kaza, başarısız bir füze testinin ardından bir nükleer silahın denize düşmesiyle meydana geldi. Rus yetkililer bölgeyi tahliye etme emri verdi ancak bu kararı dört saat sonra iptal etti. Olay sırasında birçok radyasyon izleme istasyonu aniden devre dışı kaldı, bu da Rusya'nın felaketi gizlemeye çalıştığına dair şüpheleri güçlendirdi. Rus devlet medyası, olayın sıvı yakıtlı bir jet motorunun patlaması sonucu gerçekleştiğini bildirdi ki Slash Gear'a göre bu tür bir motorun radyoaktif olmaması gerekir.
'GERÇEK ÇOK DAHA TEHLİKELİ OLABİLİR'
Sonunda Rusya, kazada radyasyon sızıntısı olduğunu kabul etti ancak kaynağını açıklamadı. Resmi açıklamada, küçük bir nükleer reaktörün bir enerji deneyi sırasında kazaya neden olduğu öne sürüldü. Ancak ABD yetkilileri, gerçeğin çok daha tehlikeli olabileceğini düşündü. Onlara göre Rusya, NATO tarafından SSC-X-9 Skyfall olarak bilinen bir prototip seyir füzesini test ediyordu.
Skyfall'un amacı, ABD’nin kıtalararası balistik füzeleri (ICBM) uzayda önlemeye yönelik savunma sistemlerini devre dışı bırakmaktı. ABD, nükleer enerjili bir seyir füzesini uzun süredir teknik ve stratejik olarak uygulanamaz ve çevresel açıdan sorumsuz bir fikir olarak görüyordu, ancak nükleer bir silahın zaten çevresel açıdan ne kadar 'sorumlu' olduğu tartışmalıydı.
Kazanın sonucunda yedi nükleer bilim insanı hayatını kaybetti ve çevreye verilen zarar muhtemelen çok daha büyük oldu.
Nükleer kazalar her zaman düşen bombalar ve füzelerle gerçekleşmez. Bazen, nükleer malzeme üretiminin karmaşık süreci sırasında da meydana gelir. Bu türden kazaların en büyüklerinden biri, 1957 yılında Rusya'nın Kyshtym kenti yakınlarında yaşandı. Çernobil faciasına kadar tarihin en büyük nükleer kazası olarak kabul edilen bu olay, dünyanın pek çok yerinden uzmanlara göre Sovyetler Birliği'nin güvenlik önlemlerini göz ardı ettiği bir dönemin en korkunç sonuçlarından biri oldu.
Soğuk Savaş'ın başlarında, Sovyetler Birliği, Amerika Birleşik Devletleri'nin nükleer silah üretiminde ulaştığı seviyeye hızla yetişmeye çalışıyordu. Bu sefer işin içinde nükleer atık da vardı. 1940'ların sonlarında, Sovyetler gizli bir tesis olan Mayak'ı inşa etti. Ancak, ABD basınındaki haberlere göre buradaki güvenlik standartları baştan beri ihmal ediliyordu. 1948-1958 yılları arasında tam 17 bin 245 işçi radyoaktif ışınıma maruz kaldı.
350 DERECEYE KADAR ISINIP PATLADI
Yakınlardaki göller, tesisin soğutma sistemlerini besliyordu, ancak sıvı atık depolarından birinde bulunan soğutma sistemi arızalandığında kimse fark etmedi. Depodaki radyoaktif materyal, 350°C'ye kadar ısınarak sonunda patladı. Patlama nükleer değildi ancak 70 ton TNT'ye eşdeğer bir güçle gerçekleşti.
EN AZ 270 BİN KİŞİ ETKİLENDİ
Bunun ardından yaklaşık bir metre kalınlığındaki sarnıç kapağı havaya fırladı ve ardından büyük miktarda sezyum-137 ve stronsiyum-90 atmosfere yayıldı. Radyoaktif madde yüzlerce kilometre kuzeydoğuya, yoğun nüfuslu bölgelere taşındı. Sovyet yetkililer olayı gizlemeye çalıştı, ancak hastaneler kısa sürede radyasyon zehirlenmesi vakalarıyla dolmaya başladı. 270 bin'den fazla insan etkilendi ve en az 200 kişi hayatını kaybetti.
Kyshtym faciası, Uluslararası Nükleer Radyolojik Olay Skalası'nda 'Seviye 6' olarak kayıtlara geçti. Bu, en yüksek seviye olan 'Seviye 7'nin hemen altındaydı. Yalnızca 1986'daki Çernobil ve 2011'deki Fukuşima felaketleri daha büyük bir etkiye sahip oldu. Sovyetler Birliği, kazanın gerçekleştiğini ancak 1989 yılında resmen kabul etti.
Amerika Birleşik Devletleri, Slash Gear'a göre Soğuk Savaş boyunca, ülke, her an fırlatılmaya hazır yer altına gizlenmiş nükleer kıtalararası balistik füzelerden (ICBM) ICBM fırlatma üsleriyle doluydu.
Bunlardan biri Arkansas eyaletinin Şam (Damascus) kasabasında bulunuyordu. Bu tesislerdeki protokoller, tahmin edebileceğiniz gibi oldukça sıkıydı. Kimse burada depolanan füzelerden birinin kazara patlamasını istemezdi, fakat o kadar öngörülemez bir duruma karşı nasıl önlem alabilirsiniz ki? Evet, doğru duydunuz: Tesiste çalışan bir işçi, çalışma platformundan ağır bir anahtar soketi düşürdü. Alet, yaklaşık 21 metre düşüp, bir füzenin üzerine çarptı ve basınçlı yakıt tankını deldi.
Neredeyse dokuz saat boyunca hiçbir şey olmadı. Ardından, silo (sığınak) ateş aldı ve 700 tonluk çelik kapağını 4 metre) havaya fırlattı.
Sonuçta meydana gelen patlama, Amerika Birleşik Devletleri'nin inşa ettiği en büyük ve en ağır nükleer füze olan Titan II'yi sığınak içinde yakaladı. 15 bin mil (24 bin 140 km) menzili olan bu füze, W-53 9 megatonluk nükleer savaş başlığını Amerika'nın düşmanlarına iletmek için tasarlanmıştı. Neyse ki, savaş başlığı patlamadı, ancak olayda birkaç yaralanma ve bir ölüm bildirildi. Bu olay, sıkıntılı Titan II programının sonunu getirdi ve kısa bir süre sonra Amerika Birleşik Devletleri bu programı feshetti.
Arkansas aslında iki Titan II füze kazası yaşamıştı. 1965 yılında, 308'inci Stratejik Füze Taburu, füze silolarından (sığınaklarından) birinin son düzenlemelerini yapıyordu. Çalışan ekipler, fırlatma kapaklarını iyileştirmek ve tesisi diğer şekillerde modifiye etmek için çağrıldı.
9 Ağustos 1965'te (Nagasaki'ye atılan bombanın üzerinden tam 20 yıl sonra), bir sivil ekip, tamamen yakıtlanmış bir füzeyi barındıran bir fırlatma tüpünün dokuz seviyesinde çalışıyordu. Bunlardan biri, bir kaynakçı, kaynağı sırasında hidrolik hatlardan birine yanlışlıkla vurdu ve bu da yakıtın fışkırmasına yol açtı. Isı, yanıcı sıvıyı tutuşturdu ve yangın başladı.
KARMAŞIK TÜNELLERDE KAÇIŞ
Silo karardı, lambalar yerini acil durum ışıklarının garip parıltısına bıraktı. Slash Gear'daki anlatıya göre herkes kaçmaya çalıştı, ancak yer altındaki karmaşık tüneller ve merdivenler labirentinde tahliye için yeterli zaman yoktu. Hava Kuvvetleri yangın söndürme ekipleri olay yerine geldiğinde, çok geçti.
Füze savaş başlığını içermiyordu, ancak yangın silodaki tüm oksijeni çekti ve içerideki adamlardan bazılarını öldürdü. Bir diğeri ise hidrolik sıvıda boğularak öldü. Hayatta kalan tek kişiler, sığınağın düzenine aşina olan emekli müteahhit Hubert A. Saunders ve ilk gününde olan 17 yaşındaki Gary Lay oldu.
Bu olay, listedeki diğer bazıları kadar kötü değil, çünkü hayat kaybı veya çevresel zarar meydana gelmedi, ancak ne olabileceği düşünüldüğünde potansiyel oldukça şaşırtıcı. 26 Eylül 1983'te, Sovyet Albayı Stanislav Petrov, Amerikan nükleer saldırılarını izleyen Oko adlı yeni bir erken uyarı sistemini izliyordu. Gece yarısı, Oko'nun alarmları çalmaya başladı ve Amerika'nın Sovyetler Birliği'ne nükleer bir saldırı başlattığını gösterdi.
Dönemin ABD Başkanı Ronald Reagan, yakın zamanda Sovyet karşıtı söylemlerini artırmıştı. Küba Füze Krizi kadar yüksek olmasa da, dünya dengesi ucu ucuna gidiyordu. Protokol, Petrov'un komutanlarına karşı saldırıya geçmek için hazırlık yapmalarını bildirmesini gerektiriyordu.
Ancak Petrov, askeri protokolün katı kurallarını hiçe sayarak, içgüdüsüne dayanarak hiçbir şey yapmamayı tercih etti. Üstlerine bile bildirmedi ve beklemeyi seçti. Sensörler, Amerika'nın yalnızca beş füze fırlattığını gösteriyordu. Petrov, eğer Amerika saldıracaksa, bunu beş füzeyle yapmayacağını düşündü.
'DÜNYAYI KURTARAN ADAM'
Haklıydı. Bir süre sonra alarm durdu ve kimse nükleer bir felaketle yaşamadı. Petrov'un, soğukkanlı kalarak durumu değerlendirip gerçekten bir yanlış alarm olan bu duruma karşılık vermemeyi tercih ederek dünyayı o gün kurtarmış olabiliceği düşünülüyor. 2017'de hayatını kaybeden Petrov, tarihe "dünyayı kurtaran adam", "3. Dünya Savaşı'nı önleyen adam" gibi lakaplarla geçti.
Baffin Körfezi üzerinde gerçekleştirilen bir alarm görevi sırasında, bir başka ABD Hava Kuvvetleri'ne ait B-52 bombardıman uçağı, Grönland'daki Thule Hava Üssü'nden havalanmıştı. Uçakta dört adet termonükleer silah bulunuyordu. Ancak kabinde çıkan bir yangın, mürettebatın uçağı terk etmesine neden oldu. Kontrolsüz kalan uçak, aşağıdaki deniz buzuna çakıldı ve silahlardaki yüksek patlayıcı ateşleme bileşenleri infilak etti. Meydana gelen patlama, büyük miktarda radyoaktif maddeyi, şans eseri yerleşim olmayan geniş bir alana yaydı.
ABD Hava Kuvvetleri, 'Operation Crested Ice' adı verilen geniş çaplı bir operasyonla kaza alanındaki kirlenmiş enkazı temizlemek için bir Afet Kontrol Ekibi gönderdi. Nate Benedict ve Joe Tinney liderliğindeki ekip, yaklaşık -40°C'ye varan aşırı soğuklarda, düşük enerjili radyasyonu tespit edebilen yeni bir cihaz olan 'Field Instrument for Detection of Low Energy Radiation' (FIDLER) kullanarak radyoaktif yayılımın haritasını çıkardı.
Temizlik çalışmaları, Livermore ve Los Alamos nükleer laboratuvarlarını, nükleer silahlarda güvenli ve duyarsız yüksek patlayıcıların kullanımı üzerine araştırmalarını ilerletmeye sevk etti.
Onlar dünyanın en popüler isimleri... Podyuma çıktıları anda gözler sadece onların üzerinde oluyor. Model olmak için ise boyun belli uzunlukta olması gerekiyor. Ama bazı isimler var ki kalıpları yıkıyor ve podyumda adından söz ettiriyor. Hatta dünyanın en ünlü modellerinden biri olan Kate Moss'un boyu 1.70.