"Balet halterci kadar güçlü olmalı"Ankara Devlet Opera ve Balesi solist dansçılarından Serhat Güdül uluslararası yarışmalarda art arda büyük başarılar kazanıyor. "Uçan Türk" en son Japonya’daki Nagoya Bale Yarışması’ndan Jüri Özel Ödülü ile döndüMEFARET AKTAŞAnkara Devlet Opera ve Balesi dansçılarından Serhat Güdül 9-18 Şubat tarihleri arasında Japonya’da yapılan 4. Nagoya Bale Yarışması’nda 140 dansçı arasından sıyrılıp Jüri Özel Ödülü aldı. Güdül geçen yıl da İsrail’deki Mia Arbotova Akdeniz Bale Yarışması’ndan birincilik ödülüyle dönmüştü. 25 yaşındaki balet sessiz ve derinden balenin yurtdışındaki en önemli yarışmalarında art arda önemli başarılar kazanıyor. Japonya’da klasik balenin yanı sıra MDT Sanat Yönetmeni Beyhan Murphy ve Alpaslan Karaduman’ın koreografisini yaptığı, Türk melodileri üzerine kurulu bir gösteri de sundu. Güdül’ün kostümlerinin tasarımları da Bahar Korçan’a aitti.
"Helsinki’de haksızlık vardı"Serhat Güdül’ün baleye başlamasının hikayesi çok ilginç. Berlin doğumlu dansçı ailesiyle Türkiye’ye döndükten bir süre sonra soluğu H.Ü. Ankara Devlet Konservatuarı seçmelerinde alıyor. Ama amacı ilkokuldan beri eğitimini gördüğü piyano bölümüne girmek. Sınavlara girmek üzereyken bir bale piyanisti onu görüyor ve vücut yapısının baleye çok uygun olduğunu söyleyip, onu bale seçmelerine girmeye ikna ediyor. O ana dek aklında hiç bale olmayan 12 yaşındaki Güdül, seçmelerde müthiş bir performans gösteriyor. Hocalar vücudunun esnekliğine hayran kalıp onu ayakta alkışlıyorlar ve onu tam bursla bale bölümüne kabul ediyorlar. Kariyeri bir rastlantı sonucu belirlendiği halde 10 senelik eğitimini de dokuz senede tamamlıyor. Üstelik bir de ileride hocalık yapabilmek için iki yıl "bale master’ı" yapıyor. Çok hızlı geçen
okul döneminde, Japonya ve İsrail’den önce de uluslararası başarıları var. 1994’te İngiltere’ye, Kraliyet Akademisi’nin yaz kurslarına gidiyor. Tabii ki yine "tam bursla"... Söylediğine göre Kraliyet Akademisi’nin yaz kurslarına burslu giden ilk balet o. 1996’da yine okuldayken Varna ve Paris’te yapılan iki yarışmada 220 dansçı arasından, birinde dört, diğerinde de üçüncü oluyor. Sonra da Helsinki’deki bir yarışmaya gidiyor ama balenin
altın çocuğu bu yarışmada "bir haksızlığa kurban gidiyor." Neyse ki bu haksızlık bile başka bir başarının kapılarını açıyor onun için.
Helsinki’de size büyük haksızlık yapıldığı söyleniyor. Orada ne oldu?
Bu, Varna, Paris ve Japonya ile birlikte dünyadaki en büyük dört yarışmadan biri. Çok büyük politik olaylar döndü. İkincilik, en kötü ihtimalle üçüncülük beklerken hiç ödül alamadım. Orada büyük bir skandal oldu. Politik ilişkilerle, dostluk ilişkileriyle ve yapılan kulislerle ilgili bir şeydi. Ama o yarışmayı izleyen bir Japon bale eleştirmeni bana "Japonya kesinlikle politik ilişkilerin döndüğü bir yarışma değildir. Lütfen Japonya’ya gel" dedi. Normalde Japonya’daki yarışmaya katılım ücreti, yol, konaklama masrafları hep yarışmacıya ait. Ama benim tüm masraflarımı,
yemek paramı bile Japonlar ödedi. Oradaki yarışmaya 24 ülkeden 140 kişi katıldı. Bana Jüri Özel Ödülü verdiler.
Bu ödülün anlamı nedir?
Bir tek Japonun bile ödül alamadığı yarışmada bu ödülü almak benim için çok onur verici. Bir dansçının geçmişine yazabileceği en önemli ödüllerden biri bu.
Hocalık yapmak istiyorHem modern dans hem klasik bale yapıyorsunuz. Hangisi daha ağır basıyor?
Repertuvarımız klasik, modern ve neo-klasik dansı kapsadığından ayrım yapmıyorum. Japonya’da da 6 klasik, 2 modern dans ettim. Dansla ilgili her şeyi çok seviyorum. Günlük hayatta da hiç boş durmam. Kulübe gittiğim zaman oturmayı da sevmem.
Türkiye’de aldığınız eğitimden, devletin desteğinden memnun musunuz?
Türkiye’deki bale eğitimi de, dansçıların kalitesi de çok üst düzeyde. Beni ben yapan hocalarım Vladimir Tolstuklin, ki kendisi Rusya’daki Pelm Bale Okulu’nun profesörlerindendir, ve Sergei Terechenko’ya çok şey borçluyum. Başkoreografımız Murat Şıkel’in de çok faydası dokundu. Beni yarışmalara ilk yönlendiren odur. Genel Müdürlük ve Kültür Bakanlığı da maddi ve manevi desteklerini esirgemiyorlar.
Günde ne kadar çalışıyorsunuz? Nasıl formda kalıyorsunuz?
Bu yarışmalara hazırlanırken, diğer çalışmalarım haricinde günde ekstradan dört saat çalışıyordum. Biz erkeklerin form tutmak için diyet uygulamasına pek gerek yok. Ama günlük vitaminimize dikkat ediyoruz.
Bundan sonrası için ne planlıyorsunuz?
Master’ımı da bitirdiğim için artık başkaları için koreografi yapma kabiliyetini de görüyorum kendimde. Ama kesinlikle bilgimi, tecrübemi Türkiye’de kullanmak istiyorum. Türkiye’de de çok kabiliyetli insanlar var.
"Oğlumuz tayt mı giyecek diyenler, bir kez bale izleyince fikir değiştiriyor"MDT’nin kurucusu Beyhan Murphy bir keresinde erkek dansçı bulmakta zorlandığını söylemişti. Neden erkek dansçı az Türkiye’de?
Bu herhalde genel kültür eksikliği ile ilgili. Ülke olarak bu sanata ilgi ve saygı eksikliğimizden kaynaklanıyor olabilir.
Üç yaşında, beş yaşında futbol kültürü aşılandığı gibi bale de, diğer sanatlar da aşılansa öğretilse aileler tarafından çocuklara daha çok balet olur tabii. Biz sanattan yoksun, eksik büyüyoruz. "Bizim oğlumuz tayt mı giyecek?" diye düşünüyorlar. Bu bilgisizlikle ilgili. Ama bir bale temsili izleyenlerin fikri değişiyor.
Taytın görüntüsü komik geliyor, erkeksi gelmiyor insanlara. Baletlerin gay olduğu inancı var ailelerde... Sizin aileniz nasıldı?
Bizde bu konu hiç konuşulmadı. Ne ailemden, ne arkadaşlarımdan taytla ilgili bir şey duymadım. Zaten konservatuarda 8 sene yatılı okuduğum için dışarıdan arkadaşım da olmadı. Bu çok güzel bir meslek. Ailelerin endişe etmemesi gerekir. Kesinlikle "gay mesleği" değil. Aksine tam bir erkek olmak gerek! Çünkü bizim "lift" dediğimiz, partnerimizi kaldırdığımız hareketler ekstra güç gerektiriyor. Bir yandan haltercinin yaptığı gibi ağırlık kaldırırken, öte yandan da işe bir estetik kazandırabilmek çok zor. Açıkçası pek de bir gay’in yapabileceği bir iş değil. Onlara bir şey demiyorum ama bence tam bir erkek işi. Seyirciyle iyi kontakt kurabilmek için gözlere makyaj yapılıyor, tayt giyiliyor. Bu yüzden insanlara öyle geliyor.
En çok dans etmeyi sevdiğiniz bale hangisi?
Robert North’un Troy Game’i. Ben diğer erkekler, vücut geliştirme ve halterle uğraşırken, sürekli "klasik bale" diye tutturduğu için kovalanan bir adamı oynuyorum. (Troy Game, koreograf North’un maçoluğa esprili bir dille yaklaştığı ve baletlerin son derece atletik yapıya sahip olmalarını gerektiren, Brezilya folk müziği üzerine dans edilen bir temsil.)
CUMARTESİ