1972 yılından beri hayatımızda Edip Akbayram var; ciddi ciddi var, sürekli olarak var, temelli olarak. O yıl yapılan Altın Mikrofon’da (ki Hürriyet’in düzenlediği bu yarışmayı yapma imkânı, artık Günaydın’a geçmişti, Simavi Ailesi’nin diğer yakasına) “Kükredi Çimenler”i söyledi gencecik Akbayram ve (Salim Dündar ile Ömer Aysan gibi güçlü ve tecrübeli rakiplere rağmen) birinci oldu.
Birincilik sonrası, yarışma şarkısının plağı yayınlandı. Ardından da her şey tamamına erdi. Plaklar-konserler birbirini takip etti ve Akbayram (bir parça da Karaoğlan sayesinde, “umut çağı”na geçilmiş olmasının katkısıyla) zirveye oturdu.
Haram geceler
“Söyleyemediklerim” (Emre) adlı son albümü bir kere daha gösterdi ki, Akbayram için “yarın kaygısı/kavgası”ndan daha önemli bir şey yoktur.
Üst çerçevesi budur ve her ama her şeyini buna uygun seçer-yapar. Şarkılarını dahil, her şeyini.
Birbirinden farklı, hatta birbirine pek benzemez kaynaklardan seçilmiş tam on şarkılık bir albümün, bu kadar mütekamil, bu kadar dengeli olabilmesinin yegane sebebidir Akbayram.
Onun sesi ve şarkıyı söyleme biçimi, bir müzisyen ve aranjör ordusunun becerebileceğinden-başarabileceğinden daha sağlam bir temel ya da zemindir “sound” dediğimiz belalı konu için.
Adnan Ergil’in daha önce Nilüfer’in sesinden kalbi kırıklara ilaç olmuş “Haram Geceler”i, popüler müziğin büyücülerinden biri olan Özer Şenay’ın “Yarim Yarim”i, Aşık Mahzuni’nin, daha önce Selda’dan Gülden Karaböcek’e kadar çok fazla sanatçı tarafından seslendirilmiş “Nem Kaldı”sı ve “İşçinin-emekçinin bayramı 1 Mayıs” marşı dahil, Akbayram’ın “söyleyemedikleri”, gürül gürül söylenmiş aslında.
Tam da Akbayram gibi “baba” ve “çelebi” bir sanatçıdan beklenebileceği gibi, iyi ve sıkı da söylenmiş.
Bu akşam çok efkârlıyız
Edip Akbayram’ın “yiğitçe” şarkı söyleme biçiminin günümüzdeki yansıması olan Saro’nun, kaç yıldır merakla beklenen albümü de nihayet yayınlanabildi. “O Gece” (TMC) adlı albüm, Funda Arar-Febyo Taşel’in yakın dostu Saro’nun, uzun (birkaç yıl almış kadar uzun) bir hazırlık döneminden sonra yayınlayabildiği bir albüm oldu.
Bu kadar zaman almış olmasının nedenleri çok fazla; bir kısmı Saro’yla ilgili, bir kısmı ise piyasanın genel gidişatıyla.
Geç oldu-güç oldu ama oldu, hem de güzel oldu.
Özdemir Erdoğan’ın ses rengine, Tanju Okan ya da Edip Akbayram’a yakın bir ses gücüne sahip olan Saro’nun “O Gece”de yaşayıp-görüp anlattıkları ya da söyledikleri, müzik piyasamızın artık tamamıyla göçmüş olması nedeniyle, bir ihtimal hak ettiği sayıda insana ulaşmayacaktır.
Ama böyle olması, Saro’nun çok parlak bir yorumcu, “O gece”nin pırıl pırıl bir albüm olduğu gerçeğini değiştirmeyecektir.
Söz uçar, şarkı kalır. Hem de bir insan ömrünü katlaya katlaya kalır.
Edip Akbayram’ın bir otuz-otuz beş yıl önce söylediği şarkılar hâlâ yürek dağlayabiliyorsa, yeni söyledikleri de, Saro’nun söyledikleri de geleceğe uzanacak, bunu başaracaktır.
“Şarkılar vardır, söylendikleri yerde kalır”, şarkılar vardır dağ-tepe-yokuş-çağ aşar, dolaştıkça dolaşır(lar).
YEŞİL IŞIK
Başta Funda Arar ve Nilgül’ün albümleri olmak üzere, TMC’nin yayınladığı çoğu şeyi,
Başta “Hasret” 45’liği (Yonca) olmak üzere Tanju Okan’ın her yaptığını,
Başta “İnce İnce Bir Kar Yağar” (Sayan) olmak üzere Edip Akbayram’ın her ama her şeyini, SAKIN KAÇIRMAYIN.
GÖKKUŞAĞI
Müfide İnselel ve Burcu Tatlıses yazsa, Febyo Taşel düzenlese, Edip Akbayram ile Funda Arar birlikte söylese,
“İnce İnce Bir Kar Yağar”ı Rojin Kürtçe söylese; ya da daha iyisi, Rojin ile Edip Akbayram bu şarkıyı Türkçe-Kürtçe düet yapsa, KEŞKE OLSA.