Semih İdiz

Semih İdiz

sidiz@milliyet.com.tr

Tüm Yazıları
Haberin Devamı

Libya konusunda NATO’da varılan uzlaşma Türkiye’yi sonunda Batılı müttefikleriyle aynı düzleme getirdi. Dışişleri ve Genelkurmay çevreleri açısından da 60 yıldır mensubu olduğumuz ve hâlâ güvenlik şemsiyesinden yararlandığımız ittifakta doğru noktaya gelmiş olduk. Özetle, “NATO’nun Libya’da ne işi var, bu saçmalıktır” noktasından çok farklı bir yerdeyiz bugün.
“Çark etmiş olma” görüntüsü AKP’yi tabii ki zor durumda bıraktı. İktidar yanlısı medya da bunu şimdi çeşitli yollardan açıklamaya çalışıyor. Fakat Başbakan Erdoğan’ın artık, karmaşık uluslararası krizler karşısında daha ihtiyatlı ve Türkiye’yi kontrpiye de bırakmayan bir dil kullanması gerekeceği de ortada.
Bu arada, “Türkiye bastırdı operasyonun komutası Fransa başkanlığındaki koalisyondan NATO’ya geçti” yaklaşımı da doğru değil. Sonuçta komutanın ittifaka geçmesini isteyen ülkelerin başında her şeyden önce ABD ve İngiltere vardı. İtalya ise meseleyi “Komuta NATO’ya geçmezse üslerimi kullandırmam” noktasına kadar getirmişti.

Paris’e de bazı dersler çıktı
Danimarka gibi Kuzeyli NATO üyelerinin operasyona katılmaya devam etmelerinin ön koşulu da buydu. Onun için bu hususun da doğru çerçeveye oturtulması gerekiyor. Türkiye’nin bu konuda baskı yapmasının yine de bir ağırlığı vardı tabii.
Bunu inkâr etmiyoruz. Türkiye sonuçta veto hakkı olan bir ittifak üyesidir. Fakat Libya’da NATO’nun komutayı alması konusunda Türkiye’nin istediği noktaya gelinmesinin, aynı şeyi isteyen müttefiklerle birlikte sağlandığı göz ardı edilmemeli.
Cumartesiden bu yana yaşananlardan Paris’e de bazı derslerin çıktığını düşünüyoruz. Baba ve oğul Kaddafi’nin, “48 saat içinde Bingazi’ye girildiğinde kimseye merhamet gösterilmeyecek” şeklindeki tehditleri karşısında uluslararası camia, “blöf yapıyorlar” diyecek durumda değildi.
Fransa’nın öncülüğünde başlatılan hava operasyonu bu nedenle ikinci bir Srebrenitza katliamını engellemiş olabilir. Bu kuşkusuz çok tartışılacaktır. Ancak Bosna’da Sırpların vahşeti, uluslararası camianın ve özellikle de NATO’nun ataletine oranla sürekli artmıştı. Bunu da hatırlamakta yarar var.

AB’de ve NATO’da çatlak oldu
Öte yandan Fransa’nın, Afganistan’dan Kosova’ya uzanan bir coğrafyada önemli misyonlara katılan Türkiye gibi kilit bir ittifak üyesini dışlamaya çalışması, bu arada NATO’yu bir kenara itip Libya operasyonunun komutasını elinde tutmaya kalkışması, kendisi açısından çok da iyi bir görüntü vermedi.
Fransa bu tavrıyla hem AB’de, hem de NATO’da çatlaklara yol açarak Avrupa’daki ortakları ve müttefikleri arasında bile antipati yarattı. Bu arada Paris’in, AB içinde ne yaparsa yapsın, Türkiye ile eşit düzeyde üyesi olduğu uluslararası platformlarda Ankara’ya karşı durmasının kendisine bir maliyet yükleyeceğini artık görmesi lazım.
Öte yandan, “Niçin Libya’ya müdahale ediliyor da Bahreyn’e edilmiyor? Bu çifte standart değil mi” şeklindeki çıkışların da mevcut dünya düzeni açısından fazla bir anlamı yok. Zira, uluslararası alanda yalnız Libya konusunda değil, hemen her konuda çifte standartlardan geçilmiyor.
Bazıları görmek istemese de bundan Türkiye de muaf değil. Örneğin bir yandan Libya’daki 30 milyar dolarlık maddi çıkarını kollarken, diğer yandan Batı’yı o ülkedeki çıkarları peşinde koşmakla suçlamak da bir çifte standarttır.
Aynı şekilde, Batı’nın Libya müdahalesi karşısında infiale kapılırken, Suudi Arabistan başkanlığındaki bir Körfez gücünün Bahreyn’e girip Şiilere karşı operasyonlara katılması karşısında sessiz kalmak da bir çifte standarttır. Fakat gelinen noktada bunlar artık geride kaldı.
Türkiye’nin bu aşamadan sonra, Batılı müttefikleri ile eşgüdüm içinde çalışarak, Ortadoğu ve Kuzey Afrika’nın istikrarı ve kalkınması için yapabileceği katkıları gerçekçi bir şekilde ortaya koyması ve buna göre hareket etmesi gerekecek.
Bizce Ankara’ya bu çerçevede önemli roller de düşecektir. Türkiye’nin salı günü Londra’da katılacağı uluslararası Libya konferansı bu açıdan da önemli olacaktır.