Libya’da oyuna getirildiğini düşünen Rusya, Batı’nın ve bu arada Türkiye’nin niyetlerinden kuşkulanarak Suriye krizinde erken çözüm olanaklarının önünü tıkadı. Ortadoğu’daki son kalesini kaybetmek istemeyen Moskova’nın tavrını değiştireceğine dair bir emare de yok.
Tam aksine, ABD Dışişleri Bakanı Clinton’ın “Esad’ı destekleyenler bedel ödemeli” demesi ve Dışişleri Bakanı Davutoğlu’nun, aynı telden çalarak, “Esad’ı destekleyenler izole edilmeli” açıklamasında bulunmasının ardından, Rus tutumu daha da katılaşacaktır.
Suriye, basit bir “acımasız rejim tarafından öldürülen masum insanlar” meselesi olmaktan çoktan çıktı. Bunun artık Doğu ile Batı arasındaki yeni soğuk savaşın ana mücadele alanlarından birine dönüştüğünü daha önce burada yazdık. Bu çekişmenin tarafları arasındaki mücadele son ermedikçe, Suriye’de ve dolayısıyla Ortadoğu’da istikrar beklenmemeli.
Başbakan Erdoğan’ın gelecek çarşamba günü Moskova’ya yapacağı ve bölgedeki gelişmelerin ele alınacağı bildirilen çalışma ziyareti işte bu ortamda gerçekleşecek. Ziyaret sırasında iki ülke arasında soğuk rüzgârların esmesi olasılığı da göz ardı edilemez.
Sonuçta Ankara ile Moskova arasında Suriye konusunda tümüyle zıt görüşler var. Ankara, Moskova’nın kendi çıkarları uğruna eli kanlı bir diktatörü desteklediğine inanıyor. Bu desteğin Suriye konusundaki tüm hesaplarını altüst ettiğini görerek Moskova’ya, açıkça olmasa bile, için için ateş püskürüyor.
Davutoğlu’nun isim vermeden Rusya’nın “izole edilmesini” istemesini de bu çerçevede değerlendirmek gerekiyor. Rusya’ya gelince, oradaki temel görüşleri de yapılan açıklamalardan ve yazılıp çizilenlerden çıkarmak mümkün.
Moskova da, Batı’nın Suriye’de “insanlık” değil, Ortadoğu’daki çıkarları peşinde olduğuna inanıyor. Bu nedenle ikinci bir Libya vakıası yaşamak istemiyor. Rusya ayrıca Ortadoğu’daki son kalesi olarak gördüğü Suriye’nin Suudi Arabistan ve Katar destekli İslamcıların eline geçmesini de istemiyor.
Moskova Türkiye’nin Suriyeli muhaliflere verdiği desteğe ise “insani amaçlı masum bir destek” olarak bakmıyor. Bunu Müslüman Kardeşler türünden bir oluşumu iktidara getirmeyi amaçlayan bir “Sünni dayanışması” olarak görüyor. Bu algının varlığını Rus basınına sızdırılan görüşlerden çıkarmak mümkün.
Öte yandan, Rusya’nın kendisini geleneksel olarak Ortadoğu’daki Hıristiyanların koruyucusu olarak gördüğünü de bir yana not etmekte yarar var. Rusya’nın tarihten gelen bu yaklaşımı Sovyetler Birliği’nin çöküşünden sonra tekrar canlanmış bulunuyor.
Bu arada, bir yandan Hıristiyanları koruma güdüsünün, diğer yandan ise İslami oluşumlara karşı var olan ortak duyarlılığın ABD ve Rusya’yı sonuçta Suriye konusunda uzlaşamaya iteceğine inanan gözlemcilerin sayısı da az değil.
Özetle, AKP iktidarının Suriye’de arzuladığı türden Sünni ağırlıklı bir İslami rejimin ortaya çıkması bu koşullarda zor görünüyor. Bu nedenle AKP’nin bu sevdadan vazgeçip bölgesel ve küresel gerçeklere göre hareket etmesi gerekiyor.
Başbakan Erdoğan’ın Moskova temasları bu açıdan önemli bir fırsat olabilir. Türkiye ile Rusya arasında Suriye’nin geleceği konusunda varılacak bir mutabakat hem bölgede istikrarı, hem de dünya barışı açısından olumlu sonuçlar doğuracaktır.
Başbakan Erdoğan ile Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin arasında eskiye dayanan sıcak ilişkilerden de bu çerçevede yararlanmak mümkün. Bu arada Dışişleri Bakanı Davutoğlu’nun Erdoğan’a Moskova ziyaretinde eşlik edeceği belirtiliyor.
Davutoğlu’na da bu vesileyle hem “Esad’ı destekleyenler izole edilmeli” sözleriyle neyi kastettiğini açıklama, hem de Rusya’dan -düştüğü mü, düşürüldüğü mü belli olmayan- jetimiz hakkında Moskova’nın elinde olduğunu açıladığı “objektif verileri” isteme fırsatı doğacaktır.
Sonuç itibariyle, Erdoğan’ın bu ziyaretiyle ele geçen fırsatların iyi değerlendirilmesi sayesinde hem jet muamması açıklığa kavuşabilir, hem de Rusya ile Suriye ve Ortadoğu’nun geleceği konusunda ortak bazı görüşlerin temelleri atılabilir.