Bu hafta Sabahattin Ali’nin ölüm yıldönümüydü. Ünlü yazarımız 2 Nisan 1948 günü Bulgaristan’a geçerken Kırklareli’nde sınırda öldürülmüştü. Ölümünden bu yana 76 yıl geçmesine rağmen hala en çok okunan yazarlar arasındadır. 1940’larda yazdığı şu yazıda hem kendisini anlatır hem o yıllarda basına hâkim olan havayı yansıtır:
“Namuslu olmak, ne zor şeymiş meğer? Bir gün Almanların pabucunu yalayan, ertesi gün İngilizlere takla atan, daha ertesi gün de Amerika`ya kavuk sallayan soysuzlar gibi olmak istemedik. Yalnız ve yalnız bir tek milletin önünde secdeye vardık. O da kendi cefakeş milletimizdir.
Meğer ne büyük günah işlemişiz! Kanunlu, kanunsuz baskılar altında ezile ezile pestile döndük. Bugünün itibarlı kişileri gibi kese doldurmadık, makam peşinde koşmadık. İç ve dış bankalara para yatırmadık, han apartman sahibi olmak, sağdan soldan vurmak ve milleti kasıp kavurmak emellerine kapılmadık. Bütün kavgamızda kendimiz için hiçbir şey istemedik. Yalnız ve yalnız, bu yurdun bütün yükünü omuzlarında taşıyan milyonlarca insanın derdine derman olacak yolları araştırmak istedik.
Çalmadan, çırpmadan bize ekmeğimizi verenleri aç, bizi giydirenleri donsuz bırakmadan yaşamak istemek bu kadar güç, bu kadar mihnetli, hatta bu kadar tehlikeli mi olmalı idi?
Namuslu olmak ne zor şeymiş meğer! Bereket, zora katlanmasını bilen bu millet de namuslu.”
POLAT
Halen İBB soruşturması kapsamında tutuklu bulunan İBB Genel Sekreter Yardımcısı Mahir Polat bir haftada iki kez hastaneye kaldırıldı. İkinci defada kendisine anjiyo uygulandı. Ancak ardından tekrar cezaevine gönderildi. Polat halen cezaevinde tek kişilik hücrede tutuluyor. Avukatları ısrarla kalp krizi tehlikesinden söz ediyorlar. Bu satırlar yazılırken Polat’ı üçüncü kez hastaneye kaldırma hazırlıkları vardı.
Bakınız ‘Ceza ve güvenlik tedbirlerinin infazı’ ile ilgili yasa ne diyor:
“Ceza ve güvenlik tedbirlerinin infazında zalimane, insanlık dışı, aşağılayıcı ve onur kırıcı davranışlarda bulunulamaz.”
“Ceza infaz kurumlarında hükümlülerin yaşam hakları ile beden ve ruh bütünlüklerini korumak üzere her türlü koruyucu tedbirin alınması zorunludur.”
SIKICI
Haftanın sportif olayı malum; Fenerbahçe Teknik Direktörü Jose Mourinho’nun GS teknik direktörü Okan Buruk’un burnunu sıkması. Benzeri bir olay bugüne dek ne Türkiye ne dünyada görüldü.
Bir zamanlar... Süleyman Demirel ile Bülent Ecevit uzun süren dargınlıktan sonra bir odaya kapanıp baş başa ikili görüşme yapmışlardı. Görüşme sonrasında gazeteciler Demirel’e sordu:
- Efendim Ecevit’in elini sıktınız mı?
Demirel’in cevabı.
- Ya neresini sıkacaktık?
Şimdi görülüyor ki, sadece el değil burun sıkmak da mümkünmüş.
Bu arada Türkiye’ye futbol bilgisi ve kültürü getirmesi beklenen Mourinho’nun akla ziyan hareketler yapması buradaki günlerinin de sayılı olduğunu gösteriyor. Çünkü artık Fenerliler dahil herkesin canını sıktı.
GÖZLEM
Kadıköy’de keresteciler çarşısında... Birkaç şoför ve esnaf bir köşede aralarında gevezelik ediyorlardı. Derken yaşlı, tombul, ezik bir kadın yaklaştı yanlarına... Hafifçe yalvaran bir sesle biraz yardım istedi... Şoförlerden biri elini cebine atıp küçük bir kâğıt para çıkarıp kadının uzanan avucuna bıraktı... Kadın parayı alırken ağlar gibi söylendi:
- Evladım biz bu durumlara düşecek insan değildik amma...
Sohbete ara verilmiş, gözler kadına çevrilmişti.
Oradakilerden bıçkın tipli biri alaycı bir sesle cevap verdi:
- O zaman düşmeseydin hanım...
Zaman ve insanlar insafsız...
Kimsenin kimseye üzülecek hali yok...
Geçmişteki hatalar veya çekilen çileler, hafifletici sebep sayılmaz...
BEYAZ ALTIN
Biz sadece sarı altın rekor kırdı sanıyorduk. Meğer beyaz altın da rekor kırmaktaymış. Beyaz altın dedikleri sarımsak... CHP’nin atom karıncası Ömer Fethi Gürer diyor ki:
“Marketlerde semtine göre sarımsağın fiyatı değişiyor. Kilosu 300 liradan 450 liraya kadar uzanıyor. Aralık 2024’de 140 liraydı. Üç ayda üçe katlandı. Emekliye malum, bayram ikramiye artışı 1000 lira verildi, üç kilo sarımsak parası...” .
Sarımsak üretimi hava koşullarına göre yıldan yıla değişiyor. Üretim 2024 yılında düşme göstermiş. Bu arada Çin’den sarımsak ithal ediliyor ama fiyat aşağı yukarı aynı. Üstelik ithal sarımsak bizimkinin yerini tutmuyor... Netice… Sarımsak da lüks yiyecekler arasına girdi. Dar gelirlinin sofrasından çıktı, çıkıyor...