Hiçbir erkeğin peşinden onun peşinden koştuğum kadar koşmadım! Montreal’den Lizbon’a hemen hemen her seyahatinde takipteydim, sürekli e-mail’leşiyorduk. Bir ara “Londra’da değil, Los Angeles’ta mı konuşsak acaba?” bile dedi Tyler Brule, neredeyse yüreğime iniyordu.
Sonunda Londra Marylebone’daki, Japonya hayranlığı nedeniyle Midori House adını verdiği Monocle’ın merkezinde buluştuk. Hem de bir gazetecinin / dergicinin rüyası / kabusu olan dergi bitirme gününde. Bu hafta piyasaya çıkan Monocle’ın 10. yıl özel sayısı olan mart sayısının baskıya gireceği gün kabul etti beni huzuruna, o da tamamen mizanpajı değiştirdikleri için cuma günü bitmesi gereken dergi pazartesiye kaldığı için.
Bir pazarlama ustası
Yakışıklı, fit, bakımlı, jilet gibi giyinen ama son derece ukala bir adam bekliyordum, hazırlıklıydım.
Uzun zamandır röportaj yaptığım kimse için bu kadar heyecanlanmadım. Tyler Brule benim gibi dergicilikten gelenlerin idolü. Aslında 90’ların sonunda yıldızı parladı, 1997’de Wallpaper dergisini kurmasıyla.
Savaş muhabirliğiyle başlayan gazetecilik hikayesi Afganistan’da vurulup uzun bir süre yatağa mahkum kalınca bol bol dergi okuyarak sektördeki açığı keşfedip Wallpaper’ı yaratmasına
Ünü kulaktan kulağa yayıldı, Sanayi 313’ün. İlk açıldığı günlerde herkes birbirine aynı soruyu soruyordu, “313’e gittin mi?”
Gidenler gitmeyenlere keşfetmiş olmanın gururuyla anlatıyordu, “Maslak Oto Sanayi’de, yemekleri çok güzel ve çok güzel mobilyalar satılıyor.”
Hiç ummadık bir yerde; iç mimari, moda ve yemek alanlarında zevkli detayların olduğu hiç ummadık bir mekân.
İki kardeş Enis ve Amir Karavil’in yarattığı bir alan, aynı zamanda bir mimari ofis. Enis Karavil, 2016’da iç mimarinin otoritesi sayılan Andrew Martin Design Review’a seçildi.
Londra’daki meşhur Ottolenghi ayarındaki restoranı kısa zamanda Maslak’ta çalışanlar tarafından da keşfedildi.
Şef Müge Ergül’ün hazırladığı yemekler ve tatlılar çok başarılı.
Cumartesi günleri brunch’ı da çok seviliyor.
Daha sonra Atelier 313 markasıyla ürettikleri, Serena Uziyel imzalı terlik ve çanta tasarımlarının ünü Türkiye dışına da taştı.
Yurt dışında yapılan yerli marka tanıtımlarında genelde âdettir, körler sağırlar birbirini ağırlar.
Ne bir yabancı basın mensubu olur, ne sektörden bir yabancı izler.
Türkiye’de zaten birbiriyle görüşmekten keyif alan kişiler, yurt dışında da yine bir araya gelir. İşte o yüzden, mobilya firması Koleksiyon ve tasarım dergisi Wallpaper’ın Londra’daki davetinde kendimi tesadüfen bulunca şaşırdım ve de sevindim.
İstanbul’da çok izlemek isteyip de kaçırdığım için üzüldüğüm bir konuşmaydı, Koray Malhan’ın “Tasarım ve Pathos” başlıklı konuşması. 7 Aralık’ta “Kendini Kurgulayan Çalışma Alanı” temalı sergisinden önce Tarabya’daki Koleksiyon’da yaptı.
Şimdi ise Wallpaper’ın ev sahipliğinde Londra Clerkenwell’deki Koleksiyon showroom’undayız.
Tony Chambers etkisi
Wallpaper dergisi yayın yönetmeni Tony Chambers, artık Türklere aile kadar yakın. Hem acılarımızı paylaşıyor, “Biz de IRA zamanında hiç bitmeyecek sanıyorduk, inanması zor ama bir gecede bütün sorunlar çözüldü” diyor, hem de gururlarımızı da paylaşıyor.
En son İstanbul’a Marka Konferansı için gelmişti, ne kadar hızlı geçtiğini anlatıyor, şimdi de Koleksiyon markasından ve Koray Malhan’dan ne kadar etkilendiğini anlatıyor.
Londra’nın önemli tiyatrolarından Saddler’s Wells’in önünde uzun bir kuyruk...
Herkes Hüseyin Çağlayan’ın saat 09.00’da başlayacak Chalayan defilesi için bekliyor.
Londra Moda Haftası’nın ikinci günü erkenden başlıyor ve moda dünyasının önde gelen editörleri ve yazarları erkenden hazır.
Tiyatro tıklım tıklım doluyor, balkonlar bile dolu.
Peki ama kimler var moda basınından?
Vogue yazarı Suzy Menkes, Wallpaper dergisi yayın yönetmeni Tony Chambers, Net-a-Porter ve Porter dergisi moda editörü Gabriele Hackworthy, moda yazarı Sarah Mower ve daha birçok tanıdık isim...
Tuhaf ama Türkiye’den ne bir moda dergisi editörü var, ne de bir moda yazarı.
İlk defa bir yerde Türkiye’den tek gazeteci olduğum için üzgünüm.
Kim inanırdı, bir gün dünyanın en önemli müzelerinin en çok ziyaret edilen sergilerinin moda sergileri olacağı söylense? Kim inanırdı, son zamanların en önemli politik mesajlarının moda haftalarında verileceğine?
İşte moda böyle bir dönemden geçiyor şimdi. Önce müzelerdeki süreçle başlayıp cuma günü açılışı yapılan Londra Moda Haftası’yla devam edelim.
Müzelerin kurtarıcısı
Kabul etmek lazım, New York’taki Metropolitan’dan Londra’daki Victoria & Albert’a birçok önemli müzenin kurtarıcısı oldu moda, artık bir sanat dalı olarak görülmeye başlandı.
Bugün köklü bir modaevinde, bir couture elbisenin fiyatı 25 bin dolardan başlıyor, milyon dolarlara kadar çıkabiliyor. 150 saatte dikilen bir elbiseye gönül rahatlığıyla 100 bin dolar verebilecek couture koleksiyonerleri var. Sayıları 100-200 arasında değişse de.
Yurt dışında birçok müze şimdi bu koleksiyonerlerin gardıroplarının peşinde. Eskiden moda dergilerine gardıroplar açılırdı, şimdi ise sanat ve tasarım müzelerine. Müzeler moda ve kostüm sergileri sayesinde daha çok kişiye ulaşıyor. Birçok çağdaş sanat sergisinde in cin top oynarken moda sergilerinde uzun kuyruklar bitmek bilmiyor.
Müzeler artık daha çok ilgi çekmek için bu yola başvuruyo
Recep İvedik ile Martin Scorsese sık sık aynı cümle içinde geçiyor bu ara.
Malum, Recep İvedik 5’in bütün salonlarda birden gösterime girmesiyle Martin Scorsese’nin filmi ‘Silence’ın Türkiye vizyon tarihi değişmek durumunda kaldı.
Bir yumurta-tavuk örneğiyle daha karşı karşıyayız.
Recep İvedik’i eleştirecek değilim tabii, isteyen istediği filmi seyredebilmeli.
Özellikle de gülmeye çok ihtiyacımız olan bir dönemde Recep İvedik biraz yüz güldürebiliyorsa ne mutlu.
Ama tabii bir de Recep İvedik’i izlemek istemeyenlere bir seçenek sunmak gerekiyor.
Scorsese gibi usta bir yönetmenin filmi bile İvedik’e göre vizyon tarihi değiştirmek kalıyorsa yazık.
Başka yönetmenlerin, filmlerin hiç şansı yok demek.
Onu Bozburun Yat Kulübü’nden ya da Tuzla Yat Kulübü’nden tanıyor olabilirsiniz.
Dünyanın en önemli yelken yarışlarından Extreme Sailing Series’te yarışan ilk ve tek Türk takımı Team Turx’ten de tanıyor olabilirsiniz.
Ben kendisini eşi Tanem Sivar sayesinde tanıdım, Extreme Sailing Series’de Edhem’in izinde, Tanem ile birlikte Muskat’a ve Cardiff’e kadar gittim.
Yelkencilerin Formula 1’inde yarış teknesinde bordo ojeli tırnaklarımı katamaranın ağına geçirip hiç kımıldamadan kalmayı başardım, her ne kadar takım ne yapacaksa sen de onu yapacaksın demelerine rağmen…
Katamaran denizin üstünde uçan halıya dönüşünce, diğer katamaranlarla havada çarpışanları gördükçe nutkum tutuldu ama yine de Extreme Sailing Series’in ayrı bir yeri var kalbimde.
Şimdi ise Edhem Dirvana’nın başka bir sürprizi var: Ortaköy Yat Kulübü.
Ortaköy meydanında, Bozburun ve Tuzla’nın şubesi.
“Güzel ev yemeği yenilen, güzel sohbet edilen, iyi hissedilen bir yer” diye özetliyor Edhem Dirvana.
Karşımda dev puntolarla yazılmış iki madde var.
Biri: “Ben bu alana yeni ne katabilirim?”
Diğeri ise: “Arzu faktörü: İhtiyaca göre değil, tamamen isteğe bağlı alışveriş yapılıyor.”
Sahnede Alexandra Shulman var.
İngiliz Vogue’un tam 25 yıllık genel yayın yönetmeni.
Kısa bir süre önce, görevinden bu yıl ayrılacağını açıkladı.
Şimdi Pure London adlı hazır giyim fuarının açılış konuşmasını yapıyor. “Alım gücü yüksek olanlar da, düşük olanlar da aynı, herkes ödediği paranın karşılığını en iyi şekilde almak istiyor” diye başlıyor.
Sonra moda ve alışveriş dünyasının ihtiyaçtan bağımsız tamamen arzu yaratmak ve o arzuyu tatmin etmek üzerine kurulu olduğunu anlatıyor. “Ben şanslıydım” diyor, konu dergiciliğe gelince.