21.01.2013 - 10:33 | Son Güncellenme:
Dün geceki müsabakanın bütüncül bir teknik analizini yapmak zor, ama Yılmaz Vural’ı tebrik etmeden geçmek de imkânsız: Sıradan bir çizgi oyuncusu olarak gözüken Köksal’dan Elazığ’ın Mesut Özil’ini üretti. Göreve gelir gelmez sol açık Aydın’ı sol bekte kullanıp verim almıştı, son zamanlarda da sol bek Zegelaar’dan sol açıkta verim alıyor. Bir sürü transfere rağmen hâlâ çok sıradan bir kadrosu var, ama asla geriden uzun vurmuyorlar. Şu anda Elazığ’dan 5 kat iyi kadrosu olan Kasımpaşa’da Şota geriden pasla çıkmaya cesaret edemiyor; Vural kendi dönemindeki zayıf Kasımpaşa’ya da uzun vurdurmuyordu, bu Elazığ’a da uzun vurdurmuyor. Gakgoşlar kazanabilirler/kaybedebilirler, hatta bu zayıf kadroyla küme bile düşebilirler; ama her zaman oyununun tarifi yapılabilen, rakiplerin saygı duyduğu bir ekip olacaklar.Dün geceki Fenerbahçe’yi ise üç bölümde incelemek gerek. İlk 15 dakikada bu sezonun genelindeki hastalık bir kez daha nüksetti: Fenerbahçe hiçbir maça yüksek tempoyla başlayamıyor, o yüzden de 18’inci müsabakada 11’inci kez ilk golü yiyorlar. Oysa Fenerbahçe gibi bir büyük takımın iç sahada Elazığ’a karşı saldırarak, ısırarak, rakibi kendi sahasına hapsederek başlaması beklenir.İkinci bölümde, yani 15-45 arasıysa Fenerbahçe’de bu sezonun özeti gibi: Elazığ’a karşı 1 farklı (hatta 2 farklı) geriye düşmek dünyanın sonu olmamalı, bu kalitede bir kadro bu ligde hemen her rakibe karşı 60 dakikaya 3 gol sığdırabilir çünkü. Ama Fenerbahçeliler 15-45 arası şaşkınlar, ayaklar birbirine dolaşıyor, hiç kimse istediğini yapamıyor. Sow iki net pozisyonu iki basit top stopu yapamadığı için harcıyor. Takımın normalde en soğukkanlısı olan Kuyt bile 17’lik çocuk gibi. İstediği pası atamıyor, istediği yere gidemiyor. Çok net bir gol pozisyonunda topu durduramıyor. İşte o Kuyt şu anda Fenerbahçe takımının ruh halinin aynası gibi aslında: İstifalar, geri dönüşler, gereksiz bir gölgeyle kavga hali yüzünden herkes, Kuyt dahi olağanüstü özgüven kaybı yaşadı. Ruhlar tedirgin olunca, beyin de ayaklara hükmedemiyor işte...Maçın üçüncü bölümü, yani 45-90 arası ise ufak bir umut ışığı: Eğer Aykut Hoca bu kadar tutucu olmaz, birtakım riskler alabilirse bu kadro kalitesiyle hâlâ maçlar/kupalar kazanılabilir. Yeter ki, doğru olduğu düşünülen şeylere tapılmasın, yeni şeyler denemekten korkulmasın...(Milliyet)
“F.Bahçe ilk yarıda sahada bir türlü organize olamayan bir takım görüntüsü verdi.”G.SARAY, MP Antalya ve ne olursa olsun şampiyonluk parolası olan Trabzon yenilmiş, Beşiktaş evinde berabere kalmış ve F.Bahçe’ye yeni bir fırsat doğmuştu. Ve bunun da gerçekleşmesi için her türlü ortam da hazırdı. İlk yarı Elazığ’ı biraz ön planan çıkarmak gerekir. İyi kapanmaya çalışan, rakibe boş alan bırakmamak için uğraşan ama bunu zaman zaman başarabilen, topa sahip olduğu zaman iyi kontraatak yapmak isteyen Elazığ gördük ilk yarıda. Neticesinde yakalamış oldukları iki pozisyondan 2 gol geldi.GELELİM F.Bahçe’ye... Sahada bir türlü organize olamayan bir takım görüntüsü vardı ilk 45 dakikada. İlk yarı oyunun genelinde pres yapmayan, hızlı oynayamayan ve oyunun yönünü değiştiremeyen, tempo yapamayan, savunmada da iyi pozisyon alamayan bir takım görüntüsü vardı. Bunların yanı sıra durarak oynayan ve ayağa pas isteyen bir düşünce yapısı içindelerdi.İLERİDE bir türlü istedikleri baskıyı kuramadılar. Yedikleri golden sonra bile gole bir tepki veremediler. Maçı izleyen bir kişi olarak özellikle ilk yarının 15-20 dakikasında, yukarıdaki nedenlerden dolayı rakibi boğan, ileride pres yapan, oyunu hareketli şekilde oynayan ve skoru erken yakalayacak bir takım görüntüsü bekliyorduk. Ama bunların hiçbiri gerçekleşmedi ve SB Elazığ ilk devreyi hakettiği şekilde önde kapattı.KONTROL F.BAHÇE’DE2. yarıda iki takımında biraz daha farklı oynayacaklarını bekledik. Gökhan ve Marvin’in kırmızı kart görmesiyle 54. dakikada oyunun şekli de değişti. Bu dakikadan sonra oyunun kontrolü F.Bahçe’ye geçti. Elazığ, 2-0’ı koruma düşüncesinde tamamen geriye çekildi ve F.Bahçe topu çok fazla kullanmaya başladı. 68. dakikada gelen Sow’un golü (Orhan Ak’ın hatasıyla geldi.) F.Bahçe’yi iyice ateşledi.İLK golden 93. dakikadaki gole kadar F.Bahçe’nin 8-9 tane gol pozisyonu var. Ancak bu kadar fırsattan sadece 90+3’te Mehmet Topal’ın duran toptan bulduğu pozisyon gole çevrildi.YILMAZ Vural’ı da tebrik etmek lazım. Maç öncesindeki düşüncelerini gerçekleştirdi. Puan veya puanlarla ayrılacaklarını söylemişti, bunu da başardı.Oyuncular yardımcı olmalıSavunma yapısında Yobo ve Bekir’in olmaması dengesizlik oluşturdu. Uyumsuzluk görülüyor. Raul Meireles’in eksikliği ise pek hissedilmedi. Salih gelecek vaadediyor, böyle maçlar tecrübe olacaktır. Kalıcı olabilmek zordur büyük takımlarda. Zamanla daha da iyi olacaktır. İstifa eden Aykut Kocaman’ın geri dönmesinde oyuncuların çok büyük rolü var biliyorum. Ancak oyuncuların sahada Kocaman’a yardımcı olmaları lazım.Sow görevi üstlendiOYUNUN geneline bakınca rakip takıma korku verebilecek, ürkütebilecek, oyunu yönlendirebilecek, saha içinde lider olabilecek oyuncu yok. Sow, bu görevi üstlenmeye çalıştı ve başarılı da oldu. Sow’dan sonra da biraz Kuyt’ı ön plana çıkarmak gerekir. Ama onun dışında takım arkadaşları bu iki isme yardımcı olmadılar.(Vatan)
Kırık kalpler diyarı (Gürcan Bilgiç)Üst üste gelen iki kupa galibiyeti sonrasında, zirvedeki takımların puan kaybıyla bir ivme yakalanmıştı. Bunu taçlandıracak maçtı dün geceki...Aykut Kocaman'ın kapısını aşındırıp, "Sana söz" diyenler sahadaydı.Verdikleri sözü tutma şekillerini bir kez daha gördük. Aykut Hoca güvenip yola çıktıklarıyla şemsiyeyi tersine çevireceğini düşünüyordu ama, formasının içine yürek koymayanlarla bir hayalin peşine düşüyor.Kaleyi tutan iki şutta da golü buldu Elazığspor. O dakikalara kadar Fenerbahçe adına çekilmiş olanı yok bile. Hepsi ayrı ayrı yıldız sınıfında oyuncuların, bir takım olmak yerine, kendilerini kurtarmak için saklambaçlarıydı bu dönem.Bursa'da Baroni ve Sow'u oyuna alarak dengeleri değiştirdiler. Ama rakip ceza alanında tüm pis işleri yapan Semih, meyveleri toplayan markajdan kurtulmuş Sow'du. İyi giden, işe yarayan formülü kurcalamanın eseri de ilk 45...Krasic'i artık konuşmayız. Boyunu ve ölçüsünü gördük. Bundan daha farklısını, ona inanmayan, pas atarken tereddüt eden bir takımda yapamaz. Bu güveni yaratamayan da kendisi. Ama Dirk Kuyt öyle değil. Devreyi formsuz bitirdi ve yine formsuz başladı. Fizik güç olarak da çok geride, top kaybı sayısında da takım lideridir muhtemelen. Savaşçılığına lafımız yok. Ancak hızlı düşünülmesi ve oynanması gereken anlarda yok ortalıkta.Elazığspor düşmemek için oynuyor. Kadrosu-kalitesi kısıtlı. Bu kafa tutuşun tek nedeni bir plana ve düzene sahip olması. Her oyuncu, görevini ve sorumluluğunu biliyor. Aynı adresin tarifi ise Fenerbahçe'de yok. Sistem-diziliş tamam. Ama oyuncuların işleyişi, içindeki kurgu, o anın hislerine kalmış gibi. O nedenle top birisinin ayağına geldiğinde, ötekiler sadece bakıyor. Ne bindirme görebiliyoruz, ne de ikiye bir...Tek gerçek Salih'ti. Kaybolmaya yüz tutmuş büyük takım kalbini taşıyabilen, gencecik bir çocuk. Sahadaki ağabeylerini ıslıklardan kurtaran istekli koşuların ve inatçılığın sembolüydü.(Sabah)
Önce uyuşukluk, aymazlık... Ciddiyetsizlik, sessizlik ve teslimiyet... Sonra isyan, sonra kavga ve söke söke gelen beraberlik...Maçın özeti bu...Yılmaz Vural’ın takımı, Saraçoğlu’na “puan almaya” gelmişti. İlk yarıda beklediğinden de fazlasını buldu. İki farkla öne geçti. İlk golü atan İngiliz Jake Jervis’in koşarken yaptığı kafa vuruşu, hiç de Volkan’ın beklediği bir hareket değildi. Erken çıkan Volkan’ın hatasını iyi gördü Jervis... Eh, ne de olsa İngiltere’de “Football Academy”nin yetiştirdiği gençlerden biriydi. 50 bin Pound’a (150 bin liraya) Elazığspor’a gelmiş, 3,5 yıllık sözleşme imzalamıştı. Sonrasında Köksal’ın volesi de Volkan’ın beklemediği bir şeydi, gol oldu.İlk yarıdaki Fenerbahçe, Serdar-Egemen uyumsuzluğundan, orta alanda Salih ve Baroni’nin kopukluğundan ve dağınıklığından, Kuyt’un verimsiz telaşı, Krasiç’in takım dışında kendi kendine oynama ve top kaybetme arızasından devre arasındaki ciddi ve verimli çalışmasını inkar eder gibiydi. Oysa Kupa maçlarında Fenerbahçe’nin hırsına, coşkusuna tanık olmuştuk. Disiplinli ve istekli halini takdir etmiştik. Bu özellikleri Elazığspor’da gördük. Fenerbahçe bütünüyle yoktu diyeceğim, ama Sow’un gayretlerine saygısızlık olurdu.Günün akışı 55. dakikada değişti. Önce bir sorumsuzluk örneğinin altını çizelim. Gökhan Gönül, Marvin Zeegler’in yaptığı faulden sonra yerde yatarken rakibine tekme attı. Sonra ayağa kalkıp Marvin’in boğazını sıktı. Aynı karşılığı aldı. İlker Meral, bu çirkinliğe ve dayılığa teslim olmadı. Şimdi şunu düşünelim. İki takım da 10 kişi kaldığına göre, önde olanın, savunma yapanın işi daha kolaydır. Elazığspor avantajlıydı. Hücum etmek daha zordur ve Fenerbahçe geride duran takım olarak Gökhan Gönül gibi bir hücum silahından yoksun kalmakla başına büyük iş açmıştır. Gökhan’ın hiçbir mazereti yok. Hem yaptığından utanmalı, hem de takım arkadaşlarından özür dilemeli.Aykut Kocaman’ın ikinci yarıya Mehmet Topuz ve Semih’le başlaması, kırmızı kartla 10 kişi kalmaları Fenerbahçe’ye ciddiyeti geri getirdi. Oyun topluca bir isyana, saldırıya dönüştü. Semih, hücum oyununu çok iyi ateşledi. Sow yalnızlıktan kurtuldu, Kuyt daha verimli oynamaya başladı. Mehmet Topuz, ikinci sarıdan kırmızıyı görürken kendini feda etti. Aksi halde Sinan Kaloğlu belki de üçüncü golü atacaktı.İlk yarıda formasını, ikinci yarıda ruhunu gördük Fenerbahçe’nin... Sow ve Mehmet Topal beraberliği sağladılar. Ayaklarına sağlık...Ama Aykut Kocaman da, oyuncuları da geç kalmıştı, çok yazık!(Milliyet)
ÇOK değil daha 4 gün önce oynanan Bursa maçı hafızalarda taze. Semih’le nasıl bir sonuç alındığı yeni yetme Salih’le Krasic’in kenara alınmasıyla oynunun şeklinin nasıl değiştiği dün gibi akıllarda. O zaman sormak lazım; elde böyle sağlam yaşanmış bir veri varken, Aykut hocanın Salih’li ve Krasic’li 11 tercihi ne anlama geliyor? Böyle bir kumarı oynamaya neden ihtiyaç duyar? Anlamak mümkün değil.BU takım bu sistemle ve bu öz güvensiz yapısıyla oynadığı sürece, F.Bahçe’den ne köy, ne de kasaba olur. Değil Younes Belhanda’yı Süperman’i de getirseniz hiçbir şey olmaz.KRASIC’İN yüreyecek hali yok, Salih ise bal yapmayan arı ve bu berbat görüntü daha 15. dakikada ayan beyan ortada. Ama hiçbir müdahale yok. Garip bir şekilde sol kanatta köreltilen Kuyt’ı sağ tarafa çekmek bile akıllara gelmiyor.ÇÜNKÜ bu takımda hiçbir şey bilinen futbol doğrularıyla örtüşmüyor. Koskoca F.Bahçe’nin frikikçisi yok. Aklına esen, takım içinde havası olan topun başına geçip vuruyor. Sadece bu mu? Duran topu kimin kullanacağı bile belli değil. Sol bek Caner, sağ köşeye gelip korner kullanıyor. Kendi koridorunu riske atmak pahasına. Gerekçe inanılmaz: Caner’in sol ayağı varmış..DÜNKÜ maçın 2. yarısı F.Bahçe’nin asıl oynaması gereken oyun biçimidir. Kupa maçlarında gördük ki, Semih’te ciddi bir yükseliş var. O zaman onu kullanacaksın. Böyle olunca kolaylıkla çift santrforla oynarsın ve bu hem Aykut Kocaman’ın hem de F.Bahçe’nin kurtuluşudur.MERAL YETERSİZ!BU takımın ihtiyacı asla Belhanda değil. Yanlızları oynayan Sow’a mutlaka destek şart. Bir diğer ihtiyaç ise mutlaka ama mutlaka bir stoperdir. Eğer sarı-lacivertli ekip Yobo’nun dönüşünü beklerse atı alan çoktan Üsküdar’ı geçmiş olur.YILMAZ Vural’a bir kez daha helâl olsun. Harika takım kurmuş. F.Bahçe evinde onlardan korkarken, Elazığ ders verdi.SON sözümüz ise İlker Meral’e; Dün çok kötüydü. F.Bahçe’nin 1 penaltısını vermedi ve hâlâ Süper Lig çizgisinde değil.(Vatan)
Karabük maçı sonrası “Bu görevi devam ettirecek gücü kendimde bulamıyorum” çıkışıyla havul atan Aykut Kocaman’ın geri dönüşü sonrası kaç Fenerbahçeli ikinci yarıda takımın ayağa kalkacağını tahmin ediyordu dersiniz? Tabii ki çok az...Sadece oyuncularının verdiği sözle her şeyi sineye çeken, karakteri ile hiç de özdeşmeyen bir tavır sergileyen Kocaman’ın yapabilecekleri sınırlıydı... Herkes hocasından çok oyuncuların üzerindeki formaya güveniyordu... Fenerbahçe böyle dibe vuruşları daha önce de yaşamış ancak kendi kendine iyileşmeyi başarmıştı... Tekniğe, taktiğe gerek duymadan... O forma rakipleri ile bir şekilde kapışmıştı. Ama dün bu en güvenilir silahın da tutukluk yaptığı gördük... Böyle olunca hüzün kaçınılmaz oldu...28 gün sonra seyircisinin karşısına çıkan takım eskisinden daha kötüydü... Koca bir ilk yarı rölanti tempo, şuursuz futbol ve sıfır yardımlaşmanın karşılığı tek pozisyon yoktu. Yanlış oyuncu tercihleri de işin çabası... Amatör kümede bile kendi evinde 2-0 geriye düşen bir hoca devreyi beklemeden oyuncu değişikliğine gider, ancak Kocaman büyük bir sabırla takımı seyretti. Galiba mucize bekledi. Elazığspor iki farkı yeterli görüp rakip kaleye gitmeyi unutunca, Gökhan’ın kırmızı kartıyla biraz hırslanan Fenerbahçe şansının da yardımıyla bir puanı güç bela kurtardı... Ama kimse umutlanmasın... Bu takım köpüksüz ekşimiş ayran gibi... Ne kadar içersen iç lezzet alamazsın...(Milliyet)