12.10.2021 - 07:26 | Son Güncellenme:
Yerliciyiz diye, yabancı teknik adamlara külliyen karşı olduğumuz anlamı sakın ola çıkarılmasın! Örneğin rahmetli Jupp Derwall... Türk futboluna katkılarını nasıl unuturuz? Örneğin... Sepp Piontek... Her ikisi de baş tacımız... Ya diğerleri? Yani Milli Takım’la yolları kesişen yabancılar... Getirdik, günü kurtarma adına! Sonra mı? Ceplerine dolarları koyduk, ülkelerine postaladık! Milli Takım’ımızı Avrupa’ya kimler taşıdı? Tabi ki yerliler... Mustafa Denizli, Fatih Terim ve Şenol Güneş... Yabancı var da, ben mi unuttum?
EURO 2020 finallerinde sıfır çektik, ülkemize döndük! 2022 Dünya Kupası finallerini hedefledik, büyük avantaj yakaladık, kullanamadık, yine hayal kırıklığına yelken açtık! Evet, başarısızdık, faturayı Şenol Güneş’e kestik! Üstelik dört maç kala! Sanırsınız ki, tek suçlu o! Asıl aktörleri unuttuk, yani sahadakiler! Günü nasıl kurtarırız? Tabi ki klasik politika, yabancıya sığınırız, tıpkı geçmişte olduğu gibi!
Tanıdık birisi Stefan Kuntz... Tamam, tanıyoruz da, ya kariyeri? İşte burada duracaksınız arkadaş! Bizim yerli hocalarımız hangi güne duruyor? Bu seçim, bir çok yerli hocamıza haksızlıktır, hakarettir! Gördük ki, gerek Hamit Altıntop, gerek Stefan Kuntz, bir takım projelerden söz ediyor, şaşırmamak elde değil! Niye mi? Milli Takım, ülkemizin en üst seviyede ve yarışmacı takımıdır... Proje takımı değil! Hedef yoksa, siz de yoksunuz! Sanırsınız ki,Stefan Kuntz’un elinde sihirli değnek var, bi dokunacak, Milli Takım ayağa kalkacak!
Güldürmeyin allahaşkına! Bu oyunda özgüven duygunuz yerle - bir olmuşsa, vay halinize! Zaten grupta işimiz mücizeye kalmış! Yahu Letonya’nın eti - budu ne ki? Koca bir ilk yarıda dişe dokunur bir pozisyonumuz olmaz mı? Üstelik yenmemiz gereken bir maç! Hoca anlamında birileri gelir, birileri gider, bu madalyonun bir yüzü! Diğer yüzü mü? Bir çok ilki başaran sizlerin bu kadar kötü oynamaya hakkınız var mı? Üstelik Letonya asla bizim ayarımızda bir takım değil! Yanılıyor muyum? Bir ciddi şut, bir poziyon olmaz mı arkadaş!
Hadi bunları geçtik, oyun kuramadık, oyun! İkinci yarıda biraz kıpırdanır gibi olduk, gelin görün ki, golü kalemizde gördük! 70. dakika... Olacak iş mi bu? Ahhh Merih Demiral, ahhh! Hani basiret bağlanmaya görsün, her türlü iş kazası başımıza geliyor maalesef! İtalya maçındaki gibi Merih kardeşimiz kendi kalesine gol attı! İpe çekecek halimiz yok! Neyse ki 76’de Serdar Dursun’la skoru eşitledik, umutlarımızı bitiş düdüğüne taşıdık! 86’de Cengiz’le umutlandık, kaleciye takıldık! Uzatmanın son saniyelerinde Burak ceza alanında düşürüldü, VAR devreye girdi, orta hakem inceledi, beyaz noktayı gösterdi. Atışı Burak kullandı, kaleciyi ters köşeye yatırdı, umutlarımızı Kasım ayına taşıdık, bravo kaptan, ayağına sağlık...
Olacak şey değil. 80 dakika dalga geçtik, uyuduk, uyuttuk ve son on dakikada futbolu hatırlayıp akıl almaz bir galibiyetle coştuk. En azından tarihe borcumuzu ödedik. Bu galibiyet ne kadar tartar? Açar mı kapıyı Katar? Bilmiyoruz... Yine de teşekkür ediyoruz. On beşinci dakikada dördüncü kornerini atıyor Letonya. Neyse ki duran toplarda defansif çalışmalar yapmışız. Ya ofansif hazırlıklar? O biraz eksik kalmış gibi. Stefan Kuntz, Milli Takım’ın daha yaratıcı oynayacağını söylemişti. İyi niyetli bir mesaj… Yaratıcı oyunu kim istemez.. Ama olmuyor. İki kanattan yükleniyoruz ama rakip ceza alanında, ceza yayının oralarda şut atacak zaman ve alan bulamıyoruz.
Letonya, biraz da ilkel savunma anlayışı ile Bizim Çocuklar hücuma kalktığında hemen kendi yarı alanında “toplanma” alarmı veriyor. Burak, Orkun, Kerem… Ya da kim girdiyse içeri, topla buluşamıyor. Şut atacak fırsatı bulamıyor. Dünya Kupası elemelerindeki son şansımıza tutunabilmek için biraz cesur oynamamız, riskleri göze alarak golü aramamız gerekiyor. Hayır, öyle yapmıyoruz, yapamıyoruz. Düz mantıkla sağdan Cengiz’le, soldan da Caner’in bildiğimiz ortalarıyla etkinlik gösteriyoruz. Ama o toplar ne Burak’la, ne de yanındakilerle buluşuyor. Sinir bozucu kalabalıkta topu kaybediyoruz… Adamlar çok çabuk… Bizim boşluklara dalıyorlar ve en kötüsü korner kazanarak duran toplarla golü arıyorlar.
Milli Takım’ın sahaya çıkan onbiri de sorunlu. İtalya’daki Euro 2020 maçlarında da dikkatimi çekmişti… Hakan Çalhanoğlu ya da takım arkadaşları… Birbirleriyle oynamıyorlar. Bir kopukluk, bir soğukluk söz konusu. Stefan Kuntz ve Hamit Altıntop’un bir durum tespiti yapması, varsa sorunları çözmesi gerekiyor. Bu öyküyü anlatırken istatistiklere bakıp gülüyorum… Topa sahip olma 67/33… 3’ü isabetli 10 şut atmışız. Kornerlerde karşılıklı bereket (!) var… Ama gol yok… Bir serbest vuruşta Burak’la Hakan topun başına geliyorlar. Burak istiyor ve vuruyor. Aut!.. İkinci yarıda bir başka serbest vuruş… Bu defa da Caner var Hakan’ın yanında. Bir süre sessiz birbirlerine bakıyorlar. Sonra Caner uzaklaşıyor topun yanından. Hakan’ın vuruşu güzel ama yandan az farkla aut!
Tablo üzücü.. İstatistikleri de boş verin. Kandırmayalım kendimizi. Bu yavaş ve temposuz oyundan bir şey çıkmıyor. Daha da üzücü olanı, Stefan Kuntz’un sükuneti… Bir çözüm arayışı bekliyoruz ama maç akıp gidiyor. Halil Dervişoğlu’nu çağırıyor oyun… Bakalım Kuntz ne zaman duyacak bu çağrıyı? Bekliyoruz… Hoca Orhun’la Serdar’ı, Caner’le Rıdvan’ı değiştiriyor. Değişen bir şey yok… Bunlar hamle değil. Kötü paslar, yavaş oyun, top kayıpları devam ediyor. Orta alanda sallanarak oynarken topu kaptırıyoruz… Adamlar boş bıraktığımız alanda koşarak ceza alanımıza yöneliyorlar.
Geç kalıyoruz. O itiş kakışta Merih kendi kalesine atıyor golü… Hiç şaşırmıyoruz… Üzülüyoruz. Belki bu gol ölü toprağını eşelememize yardım eder. Evet, öyle oluyor. Halil’i de alıyor Hoca… Zeki’den Cengiz’e, ondan yumuşak bir plaseyle havadan Serdar’a… O da akıllıca dokunuyor kafayla… Neyse beraberlik golünü buluyoruz ama… Çok istiyoruz, pozisyona giriyoruz, dakikalar geçiyor golü bir türlü atamıyoruz.. Maç boyu yürüyen ve dolanan takım nihayet futbolu hatırlayıp inanılmaz bir tempo ile galibiyeti arıyor. İşte Burak’ın kazandığı penaltı, işte Burak’ın golü… Oh be nihayet yeniyoruz... Ah be çocuklar son on dakikada mı oynanır futbol!… Neyse, neyse… İkincilik hayalimiz var şimdi. Bakarsınız olur… Belli mi olur!
2022 Dünya Kupası yolunda herhalde Türkiye kadar grubunda böylesine iniş-çıkış yaşayan başka bir ülke yoktur... Elemelere, EURO 2020 finalleri ara vermese belki bu kadar kaosu yaşamazdık. O turnuvanın kara bulutlarını hoca değiştirerek bile dağıtamadık. Norveç beraberliği ile tüm umutlarımızı ikinciliğe bağladık. Letonya kabusumuzla dün akşam deplasmanda yüzleştik. Baskı kurmaya çalıştık lakin rakip, her maçta olduğu gibi yine bize karşı çok dirençliydi. Stefan Kuntz, kısıtlı zamanda çıkış yolunu arıyordu. Fakat çok da kolay değildi. Taktiksel çözüm bulabilirsiniz fakat kısa zamanda psikolojik çözümü bulmak elbette kolay değildi. İlk yarıda, 18. dakikada arka direkte Merih topla tam da istediği şekilde buluştu fakat orada bir santrafor refleksi göremedik. Cengiz’in 29. dakikadaki uzaktan şutunu kaleci Ozols son anda kornere çeldi.
İlk yarının dişe dokunur en önemli pozisyonları sadece bunlardı. İkinci yarıda yine inişli çıkışlı bir oyunumuz vardı. 70. dakikada Merih’in kendi kalesine attığı şok gole refleks göstermemiz gerekiyordu ki o gol 76. dakikada Cengiz’in ortasına kafayla dokunan Serdar Dursun’dan geldi. 86. ve 90. dakikalarda Cengiz bulduğu pozisyonlarla bizleri umutlandırdı ama beklediğimiz o gol bir türlü gelmedi. Uzatmalarda yaşadığımız karamboller de umutlarımıza çare olmuyordu. Hollanda ve Norveç galibiyetleriyle başladığımız bu macerada son umutlarımız son iki maçta birer birer eriyip gitti derken Burak Yılmaz’ın 90+9’da attığı penaltı golü gelecek adına bu takımı çok başka bir havaya soktu. Çıkmadık candan umut kesilmez derler ya galiba öyle bir şey oldu.
Maça tam anlamıyla donuk başladık. Letonya'nın oyalanmadan kalemize gelme çabalarına karşılık vermekte zorlandık. Hücumda ise Cengiz Ünder dışında kıpırdanan oyuncumuz yoktu. Orkun seçimi hücumda bir fark yaratmadı, Kerem ve Hakan beklentinin altındaydı. Pas trafiğimiz bir türlü sağlıklı şekilde gerçekleşmedi. Sonuçta çok pozisyon vermedik belki ama kazanmaktan başka çaremiz olmayan bir maçta hem çok vasat kaldık hem de pozisyon bulamadığımız bir ilk yarı oynadık.
Bu uyumsuz görüntüye, hücumdaki uyumsuzluğa rağmen Kuntz ikinci yarıya hamlesiz geldi. Kaybettiğimiz toplardan sonra ilk müdahalelerde geç kaldığımız için çok fazla geri koştuğumuz 20 dakikalık bölüm de çift santrfora döndüğümüz 65. dakikaya kadar devam etti. İyi oyun önemli ama bu kadar formsuz olduğumuz bir dönemde kötü futbola rağmen kazanmaya odaklı değişiklikler galibiyet değil felaket getirdi. İşin savunma kısmında da rakibimizin kalitesizliğine rağmen gol yemeyi de başardık. Serdar Dursun ile attığımız gol ve forvet takviyelerinin devamı yakaladığımız büyük baskı getirdi. Bu baskının sonunda da Burak Yılmaz'ın aldığı ve attığı penaltı ile resmen hayata döndük. Sonuçta bu oyunla küçük çapta bir mucize gerçekleştirerek santrası olmayan golle maçı kazanmış olduk.
YENİ ÜYE OLANLARA 10 TL HEDİYE Hemen oynamak için buraya tıklayın!