ODA TV’nin sahibi Soner Yalçın’ın telefonla konuşmaları dinlenmiş, özellikle “Prof. Yalçın Küçük ve Bedrettin Dalan ile konuşmaları” tutuklanma nedenleri arasındaymış.
Henüz resmi bir açıklama yok ama medyada yayımlanan bu haber doğruysa anlaşılır şey değil.
Gazeteci mesleği gereği herkesle konuşur.
Darbeciyle de, teröristle de...
Başbakan’la, siyasi parti lideriyle de...
Sanatçıyla, işadamıyla da...
Onlarla konuştu diye ne darbeci, ne terörist, ne başbakan, ne siyasi parti lideri, ne sanatçı, ne işadamı olur.
Burada önemli olan özellikle yasa dışı faaliyet yapanlarla konuşmalarının “suça iştirak, suç ortaklığı” teşkil etmemesidir.
Ayrıca...
O konuşmalardan sonra gazetecinin satırlarında suç unsuru olamaması da önemlidir.
Yani...
Suçu ve suçluyu övmek, propagandasını yapmak da suçtur.
Böyle bir durum var idiyse ODA TV’nin basılmasına, Soner Yalçın ve arkadaşlarının tutuklanarak sorgulanmasına gerek kalmaksızın savcılar dava açmalıydılar.
Böyle bir dava ya da davalar var mı?
Gazeteciler Abdullah Öcalan’la da konuştular.
Hem de kaç kez.
Bu konuşmalar sonrası yazılarında suç olmayanlar için savcılar dava açmadı.
Açılan birkaç dava ise beraatla sonuçlandı.
El Kaide lideri Usame bin Ladin ile bir görüşme olanağı çıksa hangi gazeteci bu şansı ıskalar?
Elbette Soner Yalçın ve arkadaşlarına yöneltilen suçlamaların, sorgulama amacının neler olduğunu henüz bilmiyoruz ama “şununla bununla konuştukları için Ergenekoncudurlar” gibi sızdırma haberler tedirginlik yaratıyor.
Basın özgürlüğünün üzerine “korku bulutları” çökertiyor.
BAŞKAN BUNU YAPARSA
Yargıtay ve Danıştay’ın yeniden düzenlenmesi ve 100’ün üzerinde üye atanması için yasa Anayasa Mahkemesi’nde.
Anayasa Mahkemesi Başkanı önüne gelen bu dava için yargılamayı yönetecek, oy kullanacak.
Ama...
Gazeteci Murat Yetkin’e demeç veriyor ve “bu iki yüksek mahkeme üyelerinin yıllar boyu uyuduklarını” söylüyor.
Haşim Kılıç’ın “yıllarca uyudular” söylemindeki -bu mevkie gelmiş olanlarda olması gereken nezaket ve zarafet- bir yana...
Daha yargı sürecinin başında “yapılan düzenlemeyi haklı bulduğu” izlenimini veriyor.
“Önyargılı” olduğu yolunda ciddi kuşkular üreten bir “hal dilidir” bu.
Hukukun temel ilkesinin dışlanmasıdır.
“İhsas-ı rey” tanımı bu durumlar içindir.
Yani “kararda kullanacağı oyun ne olacağını belli etmek...”
Haşim Kılıç hukuk kökenli değildir.
İktisatçıdır.
Ancak gene de bunca yıldır Anayasa Mahkemesi’nde görev yapıyor “hukuk alfabesinin ilk harfi gibi olan temel hukuk kuralını” bilmesi gerekir.
Kimseye hukuk dersi vermeye kalkışmak iddiasında değilim ama bu söyleminden sonra Haşim Kılıç’ın yargılama sürecinden çekilmesi yargılamanın selameti için koşul haline gelmiştir.
Bunu yapmazsa “redd-i hâkim” isteğinin gerekçesini oluşturduğu bilinmelidir.
Haşim Kılıç’ın zaman zaman altına imza atacağımız sağduyulu konuşmalarına bu “yanlış” hiç yakışmadı.
“İyi örnekler” vermesi gerekenlerin böyle örnekler oluşturmaları adalet terazisini tutan ele “madde atmak” görüntüsünü veriyor.
Oysa...
Hâlâ “Ankara’da hâkimler var” diyebilmek istiyoruz.
MÜBAREK’İN ‘GÜZEL’ YEĞENİ
Mısır için çok şey yazıldı çizildi ama asıl İtalya’da yeniden güncelleşen ve alevlenen öyküyü ekleyelim.
Mübarek’in yeğeni “güzel genç kızın” İtalya Başbakanı Berlusconi ile ilişkisini geniş çerçeve içinde yansıtayım.
18 yaşından küçük olan ve Berlusconi’yi yargıç karşısına çıkaracak olan “sütlü kahve renkli” Ruby takma adlı Fas kökenli genç kız, İtalya’da karakola düşer.
Genç kız polise “Mısır Başkanı Mübarek’in yeğeni olduğunu, Başbakan Berlusconi’yle konuşmak istediğini” söyler.
Polis “ya doğruysa” diye Başbakanlıkla telefon temasına geçer.
Durumu anlatır.
Başbakanlıktan gelen cevap “doğrudur, o genç kız Mısır Başkanı Mübarek’in yeğenidir, serbest bırakın” olur.
Polis de hem kızı serbest bırakır hem de olayı açığa vermez.
Artık...
Ok yaydan çıktıktan sonra ve kızın da Berlusconi’den para sızdırdığı dallanıp budaklanınca “Mübarek’in yeğeni” yalanına, Başbakanlığın ortak olması da medyaya yansımıştr.
Özellikle Mübarek’in devrilmesi sürecinde “Mısır başkanının sahte yeğeni” hadisesi daha da güncellik kazandı.
Berlusconi’nin bütün yaptıkları için “bir yerde özel hayatıdır” denebilse de bu “Mübarek’in yeğeni” olayını akıl havsala almaz.
Bir ülkenin Başbakanı cinsel ilişkide bulunduğu genç kızı polisten kurtarmak için onun bir başka ülke başkanının yeğeni olduğu yalanını nasıl paylaşır?
Böyle bir skandalı nasıl göze alabilir?
Berlusconi’nin çapkınlıkları İtalya’nın her biri kendini “Cazanova’dan klonlanmış” sanan erkekleri tarafından hoş görülüyordu.
Hatta Berlusconi’ye imreniyor, “bizim yapamadığımızı (ya da yaptığımızı) yapıyor” diye için için onaylıyorlardı.
Ama...
Bu kadarına pes...