Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 08 Nisan 2007 / Pazar  
   Milliyet Online    Blog    Emlak    Arabam    İnsan Kaynakları    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    Mobil 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Sağlık
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
  Otomobil
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
‘Uzlaşma’, alelade bir sözcük değil...

Satır Arası / Deniz Sipahi

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın önüne giden milletvekillerinden ''Efendim siz çıkmayın...'' demelerini beklemek mümkün mü?
Diyemeyeceklerdir...
O zaman bu görüşmeler kamuoyuna ''herkesi dinleyip kararımızı öyle verdik'' diyebilmenin senaryosudur.
Meclis Başkanlığı’nda olduğu gibi Cumhurbaşkanlığı’na çıkacak isme tek bir kişi karar verecektir.
O da Erdoğan’dan başkası değildir.
''Uzlaşma'' bekleyenlerin itirazı bunadır.
Demokrasinin anlamı bu değildir.
Başbakan’ın söylediği, ''80 sonrası üç Cumhurbaşkanı seçildi, kimse uzlaşmayı kriter olarak ortaya koymadı...'' yorumu herkesi düşündürüyor.
Demek ki; Başbakan’ın baştan beri böyle bir çabası yok.
Böyle olunca Cumhurbaşkanı seçilecek kişinin de böyle bir kaygısı olmamalı.
Toplumun beklentilerinden, isteklerinden çok iktidarın arzuları çok daha ağır basacak.
Çankaya’da oturan kişi, AKP’nin oylarıyla seçilse de Türkiye’de yaşayan herkesin Cumhurbaşkanı olması gerektiğini hatırlatmak isterim.
Eğer siz uzlaştırma, yol gösterme, geleceği şekillendirme makamıysanız; CHP’lisi de, DSP’lisi de, DYP’lisi de, MHP’lisi de, ANAP’lısı da gelip danışabilmeli.
Yapılan yorumlar, tartışma yaratan detaylar gösteriyor ki; seçim sonrasında da bir ikna çabası olmayacak, uzlaştırma kimliği çok ön plana çıkmayacak.
Birincisi...
Cumhurbaşkanı’nın kim olacağı, yabancı finans kurumlarının beklentilerinin aksine genel seçimleri direkt etkileyecektir.
Eğer Erdoğan Köşke çıkarsa AKP’nin oy kaybetmeyeceğini düşünmek gerçekçi değildir.
Kim olursa olsun; oy kaybı yaşanacaktır.
Bu Türkiye’nin siyasi dengelerini de etkileyecektir.
İkincisi...
Cumhurbaşkanlığı seçimi her partiden daha çok AKP’yi ilgilendirmektedir.
Çünkü AKP, geçmişteki kritik atamalarda hep duygusal davranmış, partizan bir politika izlemiştir. Örneğin Merkez Bankası Başkanı’nın atanması süreci kesinlikle iyi yönetilmemiştir.
Dünyadaki ekonomik dalgalanmadan en fazla etkilenen Türkiye olmuştur.
Bunda Merkez Bankası tartışmalarının ve otorite boşluğunun önemli etkisi vardır.
Üçüncüsü...
AKP, bir merkez partisi olduğunu kanıtlamak istiyorsa kamuoyunun beklentilerine cevap verecek politikalar üretmek zorundadır.
Cumhurbaşkanlığı seçimi bunun için önemli bir fırsattır.
Merkeze yakınlaşmak hem AKP’nin geleceği, hem de Türk siyaseti adına kritik bir süreçtir.
Dilerim sağduyu ön plana çıkar ve bundan en fazla demokrasimiz kazanç sağlar.

Atatürk, Avrupa Birliği’ni anlatıyor

Diyeceksiniz ki Atatürk öldüğünde ''Avrupa Birliği'' diye bir şey yoktu ki... Ama ''O'' anlatmış; hem de 6 Mart 1922’de, TBMM’deki gizli celsede.
''Hepiniz bilirsiniz ki, Avrupa’nın en önemli devletleri, Türkiye’nin zararıyla, Türkiye’nin gerilemesiyle ortaya çıkmışlardır.''
* * *
''Gerçekten de Avrupa’nın bütün ilerlemesine, yükselmesine ve uygarlaşmasına karşılık, Türkiye gerilemiş, düştükçe düşmüştür. Türkiye’yi yok etmeye girişenler, Türkiye’nin ortadan kaldırılmasında çıkar ve hayat görenler, zararlı olmaktan çıkmışlar, aralarında çıkarları paylaşarak, birleşmiş ve anlaşmışlardır. Ve bunun sonucu olarak, birçok zekalar, duygular, düşünceler, Türkiye’nin yok edilmesi noktasında yoğunlaştırılmıştır. Ve bu yoğunlaşma, yüzyıllar geçtikçe oluşan kuşaklarda, adeta tahrip edici bir gelenek biçimine dönüşmüştür. Bu geleneğin, Türkiye’nin hayatına ve varlığına aralıksız uygulanması sonucunda, nihayet Türkiye’yi ıslah etmek, Türkiye’yi uygarlaştırmak gibi bir takım bahanelerle, Türkiye’nin iç hayatına, iç yönetimine işlemiş ve sızmışlardır. Böyle elverişli bir zemin hazırlamak güç ve kuvvetini elde etmişlerdir. Oysa güç ve kuvvet, Türkiye’de ve Türkiye halkında olan gelişme cevherine, zehirli ve yakıcı bir sıvı katmıştır. Bunun etkisi altında kalarak, milletin ‘en çok da yöneticilerin’ zihinleri tamamen bozulmuştur. Artık durumu düzeltmek, hayat bulmak, insan olmak için, mutlaka Avrupa’dan öğüt almak, bütün işleri Avrupa’nın emellerine uygun yürütmek, bütün dersleri Avrupa’dan almak gibi bir takım zihniyetler ortaya çıktı. Oysa hangi bağımsızlık vardır ki yabancıların öğütleriyle, yabancıların planlarıyla yükselebilsin? Tarih böyle bir olay kaydetmemiştir.''
* * *
''Batı’ya yaklaştığımızı zannettiğimiz takdirde, asıl mayamız olan Doğu maneviyatından tamamıyla soyutlanıyoruz. Hiç şüphesizdir ki bu büyük memleketi, bu milleti, çöküntü ve yok olma çıkmazına itmekten başka bir sonuç beklenemez bundan.''
* * *
''Bu düşüşün çıkış noktası korkuyla, aczle başlamıştır. Türkiye’nin, Türk halkının nasılsa başına geçmiş olan birtakım insanlar, galip düşmanlar karşısında, susmaya mahkummuş gibi, Türkiye’yi atıl ve çekingen bir halde tutuyorlardı. Memleketin ve milletin çıkarlarının gereğini yapmakta korkak ve kararsız idiler. Türkiye’de düşünce adamları, adeta kendi kendilerine hakaret ediyorlardı. Diyorlardı ki ‘Biz adam değiliz ve olamayız. Kendi kendimize adam olmamıza ihtimal yoktur.’ Bizim canımızı, tarihimizi, varlığımızı bize düşman olan, düşman olduğundan hiç şüphe edilmeyen Avrupalılara, kayıtsız şartsız bırakmak istiyorlardı. ‘Onlar bizi idare etsin’ diyorlardı.''
* * *
''Bilelim ki, ulusal benliğini bilmeyen uluslar, başka uluslara yem olurlar...''
Atatürk, Türkiye Cumhuriyeti’ni emanet ettiği ''ulusal benliğini bilen'' her yaştaki gençleri 14 Nisan’da yanına çağırıyor; özellikle de Egelileri...
Yaptıklarından çok, yapmadıkları nedeniyle pişmanlık duyar insanoğlu.
(Prof. Dr. Ülgen Zeki Ok’un kaleminden, okulgen@superonline.com)

dsipahi@milliyet.com.tr








EGE
Emeklilik hakkında her şey
‘Uzlaşma’, alelade bir sözcük değil...
Efsanenin gözyaşları





Ege Ana Sayfa
Ekonomi
Spor
Rehber


Necati Çetiner
Deniz Sipahi
Fatih Tanfer

© 2006 Milliyet